Halkların Demokratik Kongresi (HDK) ile Alevi örgütleri tarafından 25 Şubat’ta İstanbul Şişli'de bulunan Cemil Candaş Kültür Merkezi'nde düzenlenen "Cumhuriyetin Yüzüncü Yılında Aleviler" başlıklı konferansın sonuç bildirgesi kamuoyu ile paylaşıldı. Konferansın Cumhuriyetin 100’üncü yılında Aleviler ve tüm kimliklerin yaşadıklarını anlamak ve geleceğe dair perspektifin oluşturulması açısından önemine değinildi. 

Sonuç bildirgesinde şu tespit ve taleplerde bulunuldu:

“Aleviler açısından baktığımızda, Osmanlı’daki kıyım, katliam, baskı ve saldırılar cumhuriyetin de kuruluş döneminden başlayarak, Koçgiri, Dersim, Ortaca, Maraş, Çorum, Madımak ve Gazi gibi katliamlarla devam edegelmiştir. 1926’da II. Mahmut ile başlayan Alevi-Bektaşi dergâhlarının kapatılıp el konulması, 1925 tarihinde çıkarılan tekke ve zaviyeler kanunu ile devam ettirilmiş; dedelik, pirlik, seyitlik, mürşitlik gibi unvanlar ve cemler yasaklanmıştır. Kurulan Diyanet İşleri Başkanlığı ile Cumhuriyetin tekçi din anlayışı dayatılmış, bunun dışında kalanlara yönelik sistemli bir yönelim gerçekleştirilmiştir. Asimilasyon politikalarını hızlandırmak için, Alevi yerleşim yerlerine camiler yapılmış, demografik yapının değiştirilmesi için zorunlu göç politikaları pratikleştirilmiş, yerleşim yerlerinin adları değiştirilmiştir. Kamu ve özel işyerlerinde, eğitim kurumlarında tam bir asimilasyon programı uygulanmış, inancın kendisi yeniden tanımlanmaya, üretilmeye ve topluluk için yeniden bir köken arayışı inşa edilmeye çalışılmıştır. 

Siyasal bir birlik olarak devletlerin önünde iki tane temel yol bulunmaktadır. Birincisi, öteki diye tanımladıklarını ya mutlak bir tahakküm altına alıp yok edecek, ya da eğer bu mümkün olamıyorsa sürekli baskı altında tutacak, yeniden tanımlayacak ve yedekleyecektir. Devletin tüm çabalarına rağmen Aleviler, ne tam olarak yok edilebilmiş ne de istenen düzeyde Türk-ulus inşa sürecinin bir parçası haline getirilebilmiştir. Bu durum elbette devamlı bir istikrarsızlığı ve süreklileşen çatışmayı da beraberinde getirmiştir. Nihayetinde, Kürtler ve Alevilerle ilgili durum tam da böyledir.

İkincisi ise, karşılıklı birbirinin kimliğini tanıma, uzlaşma, eşit yurttaşlığa dayalı, ötekisi olmayan tam demokratik bir yaklaşımdır. Cumhuriyet, ikinci yolu değil, birinci yolu seçmiştir. Tekçilik üzerinden, tüm toplumsal farklılıkları bir kalıba sokmaya çalışmış ve bu toprakların kadim inançları, kültürleri, toplulukları yok edilmiştir. Aleviler, tüm bunlara rağmen direnebilen az sayıdaki topluluklardan biridir. Buna rağmen sistem yeni bir Aleviliğin inşasına yönelik çalışmalar yapmış, yer yer tekçi politikalara yedeklenmeye çalışarak, yeniden tanımlayarak, farklı etnisitelerden Aleviler birbirlerinden koparılmaya çalışılmıştır. Ancak, Aleviler devletin bir süreklilik içerisinde devam eden asimilasyon politikalarına rağmen barış demokrasi ile özgürlük arayışlarından ve bunun için mücadele etmekten vazgeçmeyen bir topluluk ve direniş noktası olmaya devam ettiler. Aleviler, modernleşme, kentleşme ve iktidarın zorunlu göç ile asimilasyon çabalarına karşın, meşru zeminlerde özgün kurumlarını oluşturarak kendilerini daha görünür bir noktaya taşımış, hak mücadelesindeki tutumları ile oldukça kıymetli ve hepimize güç katan bir noktada olmuşlardır.  

Ankara’nın göbeğinde gazeteciye saldırı Ankara’nın göbeğinde gazeteciye saldırı

Devletin Alevileri tanımaması, inancına müdahalesi, yeniden tanımlama çabaları, zorunlu din dersleri ve eğitimin dinselleştirilmesi, ÇEDES ve benzeri projeler, baskılar, nefret söylemleri ve cezasızlık politikaları, Cemevleri’nin yasal statüye kavuşturulmaması, Alevi Bektaşi dergâhlarının yaşadığı sorunlar, Alevi köylerine zorla cami yaptırılması vb. birçok ayrımcılık halen varlığını sürdürüyor.

Türkiye’de yargı ve AHİM kararları uygulanmamaktadır. Bahsettiğimiz sorunların yanında özellikle asimilasyonu hızlandırmak, Aleviliği yeniden biçimlendirip devlet tekeline alma çabalarının bir ürünü olarak kurulan, Kültür Bakanlığı’na bağlı Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı, Alevi kurumlarının ve toplumunun muhalefetine rağmen kurulmuştur. Özellikle hak arayışlarını sürdüren Alevileri, iktidara eklemleme, onları kendi hak arayışlarından ve demokratik kimlik mücadelesi yürüten yapılardan uzaklaştırıp karşı karşıya getirme çabası devam etmektedir. 

Aleviler, Cumhuriyet öncesinde de sonrasında da önemli değişim dinamiklerinden biri oldular. Aleviler, kadın hareketi, sınıf hareketi, Kürt hareketi, çevre hareketi, devrimci demokratik hareketlerin içinde her daim yerlerini alarak bedeller ödediler. Ancak gerek iktidar, gerekse de muhalefet, Alevileri ne yeterince anlamaya çalıştı ne de onu bir özne olarak gördü. Daha çok, onun muhalif toplumsal gücünden yararlanmaya çalıştı. Bu açıdan kurulan ilişki sahici, eşitlikçi değil pragmatist bir ilişki olarak devam etmiştir. 

Yine bir seçimin arifesindeyiz. Her seçimde olduğu gibi siyasette özne olarak görülmeyen Aleviler, zaten çantada keklik, gidecek yerleri olmayan, siyasete bir etkisi olmayan bir oy deposu olarak görülmektedir. Siyasete etkileri değersizleştirilmekte, kimlikleri ile ortaya çıktıklarında ise ‘Alevicilik’ yapmakla suçlanmaktadırlar. 

Yerel yönetimlerde neden Alevilerin de bir temsiliyeti olmasın? Yerel yönetimlerin bu topluluğa karşı hizmet sorumluluğu neden yokmuş gibi davranılıyor? Zaten yapılması gereken hizmetler de bir lütuf gibi gösteriliyor. Örneğin, Cemevler’inin bu günkü durumu sadece bir bina yapmaktan ibaret değil, devamlılığın sağlanması konusunda Cemevi yönetimleri zorluklarla karşılaşmaktadır. Yerel yönetimlerin Alevi toplumuna yönelik çalışmaları, sadece elektrik, su, doğalgaz ve bazı altyapı hizmetleri olarak görülemez. Kentlerdeki Cemevleri’nin büyük bir bölümü belediyelerin ve kamunun kiracısı konumunda ve bazıları ise boşaltılmak tehdidi ile karşı karşıyadır. Bazı Cemevleri yerel yönetimler ve kamu ile mahkemeliktir. Taleplerin karşılanmasında ciddi sorunlar yaşanmaktadır. Olması gereken, şeffaf, ayrımcı olmayan, demokratik, özgürlükçü, katılımcı, laik ve adil bir yerel yönetimdir. 

Kaçınılmaz olarak, Alevilerin sorunu politiktir ve bunların çözümü de siyasi aktörlerce yerine getirilmelidir. Sorunların çözümüne yönelik, ortak bir perspektifin oluşturulmasına, siyasetin de ona göre yeniden inşa edilmesine ve yeni bir bakış açısına ihtiyaç vardır. Farklı yapılarda Alevi kimlikli bireylerin siyasetin içinde olması, Alevilerin siyaseten yeterince temsil edildiği ve sorunlarının çözüleceği anlamına gelmemektedir. 

Yukarıda yapılan değerlendirmeler ışığında aşağıdaki tespit, sorun ve talepler açığa çıkmıştır. Osmanlı’dan günümüze Alevilere yönelik yapılan sistemli ve sürekliliği olan politikalara/uygulamalara son verilmeli, kıyım, katliam ve asimilasyon uygulamalarıyla yüzleşilmeli, arşivler tüm çıplaklığıyla açılmalı ve katliamlara dair hakikatleri araştırma komisyonu kurulmalıdır. 

Siyasette, yerel yönetimlerde ve parlamentoda pragmatist, arka bahçe, oy deposu gibi yaklaşımlara izin verilmemelidir. Tüm bunlarda özne olma, aktif katılma ve yeterli temsiliyet sağlanmasının koşulları yaratılmalıdır. Aleviler, Türkiye’nin en önemli toplumsal değişim dinamiklerinden biri olarak görülmeli, kendi öz güçleriyle siyasette yer almalarının zeminleri yaratılmalıdır. 

Devlet, iktidar, siyasi yapılar, hâkim din/mezhep/inançların ve farklı toplumsal kesimlerin Alevilerin inancını, teolojisini, ne oldukları, ne olabilecekleri ya da olmayacaklarına dair tanımlama çabalarından, Aleviliğin yeniden inşa girişimlerinden vazgeçmelidirler. Bu alanlar, tamamen topluluğun kendilerinin değerlendireceği bir durum olarak görülmeli ve her türlü müdahaleden kaçınılmalıdır. 

Devletin ve iktidarın, Alevilere müdahale araçlarından biri olarak kurduğu Kültür Bakanlığı’na bağlı ‘Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’ ve benzeri kurumlar derhal kapatılmalı, bu konudaki düzenlemenin yapılıp yapılmayacağı, yapılacaksa nasıl olacağına dair tüm irade Alevilere bırakılmalıdır. Alevilerin ve her toplumun en hassas olduğu konuların başında, kimlik, inanç, yaşam tarzı ve kültürel yapıları gelmektedir. Bunlara yönelik başta Milli Eğitim Bakanlığı, DİB ve farklı kurumlar eliyle geliştirilmek istenen ÇEDES ve benzeri protokollerle yapılan tüm uygulamalara, zorunlu din dersleri ve zorunlu olarak seçtirilen dini dersler uygulamalarına son verilmedir. Eğitimin, kamunun ve yaşam alanlarının dinselleştirilmesinden vazgeçilmelidir.

Başta kamusal ve eğitim alanı olmak üzere, basın yayın, yazılı kaynaklar; nefret söylemleri, hakaret gibi metin, sözcük, söylem, deyimler ve materyallerden arındırılmalıdır. Anayasada sadece adı olan, ancak uygulamada hiçbir karşılığı olmayan laiklik ilkesinin, sahici, gerçekçi ve özgürlükçü laik anlayışıyla yeniden ele alınması gerekmektedir. Devletin dinlerden elini çektiği, dinlere, mezheplere, inançlara eşit mesafede olduğu ve her inancın kendisini özgürce ifade ettiği koşulların yeniden yaratılması gerekmektedir.

Yasalarda, her türlü ayrımcılığın önünü açan ‘Köy Kanunu’, ‘Tekke ve Zaviyeler Kanunu’, ‘İmar Kanunu’, gibi tüm düzenlemeler elden geçirilmeli ve değiştirilmelidir. Alevi yerleşim yerleri, kutsal mekânları ve coğrafi eski adları tekrar iade edilmeli. Tarihsel hafızayı yok etmeyi, inancın içini boşaltıp bağlamından koparmayı hedefleyen bu tür isimlendirmelere, mekân, coğrafya ve kültür kırımı girişimlerine son verilmelidir. 

AHİM kararları uygulanmalı; Cemevleri’nin ibadethane statüsü tartışma konusu olmaktan çıkarılmalı ve gerekli yasal düzenlemeler yapılmalıdır. Devletin ve siyasi iktidarın, dine/inanca her türlü müdahalesine zemin olan, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın lağvedilerek, yerine ülkemizdeki tüm din, inanç ve mezheplerin temsil edildiği ‘İnanç İşleri Kurulu’ gibi bir kurul oluşturulmalıdır. Yetkisiz ve bütçesiz olacak olan bu kurul, inançların hem kendi aralarında hem de devlet ile aralarında oluşabilecek sorunların çözümünde kolaylaştırıcı rol üstlenecektir.  Alevilerin yaşadığı yerleşim yerlerine cami yapımına son verilmeli, var olanlar kapatılarak personeli geri çekilmeli ve bu tür uygulamalar da son bulmalıdır. Hacı Bektaşi Veli dergâhı başta olmak üzere, el konulmuş, farklı kamu kurumlarının uhdesine verilmiş Alevi kutsal mekânları geri iade edilmelidir. 

Sivas Madımak ’ta yaşanan katliamın arkla planı açığa çıkarılmalı ve ‘Madımak Utanç Müzesi’ haline getirilmelidir. Ayrıca, Koçgiri, Dersim, Ortaca, Sivas, Maraş ve Gazi katliamlarına dair utanç ve hafıza anıtları/müzeleri yapılmalıdır.

Kamu ve özel işyerlerinde Alevilere yönelik ayrımcılıklara son verilmeli, ayrımcılık yapanlar hakkında gerekli cezai yaptırımlar uygulanmalıdır. Alevilerin özel günlerinde (Hızır – Muharrem – Gadir Hum - Hıdırellez gibi) kamu ve özel işyerlerinde, diğer tüm inançlarda olduğu gibi gerekli kolaylıklar sağlanmalı ve topluluk üyeleri belirli günlerde (Hızır lokması, Aşure günü gibi) idari izinli sayılmalıdır. Mezarlıklarda, hâkim din/mezhep/inancın tahakkümüne son verilerek, her inancın ve Alevilerin kendi inançlarına uygun ritüellerinin yerine getirilmesinin koşulları yaratılmalıdır.

Alevilerin farklı etnik ve kültürel kimliklere sahip olduğu gerçeğinden hareketle, diğer inançlarda olması gerektiği gibi Alevilerin de kendi ana dillerinde ibadet etmesi, tartışmasız bir hak olarak görülmeli ve bunun önündeki engeller ortadan kaldırılmalıdır.  Hapishanelerdeki ayrımcılık son bulmalı, Alevi inancındaki mahpusların inancına uygun koşullar yaratılmalı ve talepleri karşılanmalıdır. Aleviliğin tarihsel ve geleneksel taşıyıcısı olan Ocakların ve süreklerin var olma zeminlerine müdahale edilmemeli, mekânlarına el konulmamalıdır. Alevilerin kutsal mekân ve coğrafyasına yönelik, taş ocağı, mermer ocağı, maden sahası, turizm, HES, JES, baraj, kentsel dönüşüm yapma gibi gerekçelerle yağma, talan ve el koyma girişimlerine son verilmelidir. Türkiye genelinde bir envanter çıkarılmalı ve koruma altına alınmalıdırlar."

Sonuç

"HDK ve DEM Parti olarak, konferansımızda açığa çıkarılan tespit, değerlendirme, eleştiri ve çözüm önerilerini sahipleniyoruz. Yukarıda ifade edilen, tespit, talep ve sorunlara dair, Alevi toplumu ve temsiliyetlerinin ortaya koydukları tutum bizim açımızdan tartışma konusu yapılamayacak değerdedir. Hiçbir şekilde Aleviliğin, topluluğun dışından tanımlanması çabalarına zemin olunmayacaktır. Aleviler ‘Cemevleri benim ibadethanemdir’ diyorsa, bizim için bunun tartışılacak hiçbir tarafı kalmamış ve nokta konulmuştur. Yapmamız gereken buna tüm gücümüzle sahip çıkmaktır.

Alevi toplumunun ve kurumlarının bin bir emekle, mücadeleyle elde ettiği kazanımları çok önemli buluyoruz. Topluluğun, farklı etnisitelerden ve süreklerden oluştuğunu, farklı bakış açılarının, yerel ve bölgesel özgünlüklerin olduğunu biliyoruz. Tüm bu farklılıklar ve özgünlükler bizim açımızdan hiçbir şekilde tartışma konusu değildir ve saygındır.

Bizim açımızdan, Alevi toplumu sadece destek istenecek, seçimden seçime hatırlanacak bir toplumsal kesim değil, Türkiye’nin demokratik değişiminde rol üstlenebilecek en büyük, ilerici demokratik güçlerden birisidir. Demokrasi, barış ve özgürlüklerin olduğu bir ülkenin yaratılmasında birliktelikler kurmak, ortak yol ve yöntemler bulmak zorunluluğu hepimizin önünde ertelenemez bir görev olarak durmaktadır.

Alevi toplumunun belirtilen sorun ve taleplerinin çözümünde, siyasal iktidar, devlet, parlamento, siyasi partiler, yerel yönetimler gibi tüm muhataplar yükümlü ve sorumludur.

Biz, kendi sorumluluğumuzun farkında olarak, meşru muhataplarımız olarak, Alevi toplumunun kurumlarını, ocaklarını, dergâhlarını, Cemevlerini ve temsiliyetlerini esas alacağımızı belirtmek isteriz.

Alevilerle birlikte, yıllardır yaptığımız gibi, demokratik, laik, özgürlükçü, inançların özgür ve eşit olduğu, her türden kimliğin tüm boyutlarıyla kendi hakikatiyle tanındığı, ötekileştirilmediği, baskıya ve saldırıya uğramadığı eşit yurttaşlığa dayalı bir ülke için mücadele etmeye ve daha güçlü birliktelikler kurmaya devam edeceğimizi kamuoyuyla paylaşıyoruz.

‘Gelin Canlar Bir Olalım, İri Olalım, Diri Olalım.’”

Editör: Haber Merkezi