SUR AJANS- Türkiye’de Alevi inancının hala devlet tarafından tanınmadığı bir süreç yaşanıyor. Alevi toplumunun temel talepleri var. Bunlar; zorunlu din dersinin kaldırılması, cemevine ibadethane statüsü verilmesi, eşit yurttaşlığı içeren yeni bir anayasanın yapılması, Alevilere karşı işlenen nefret suçlarının açığa çıkarılması ve nefret suçlarının önüne geçilmesi için hukuki tedbirlerin alınması, Alevilere karşı yapılmış kıyım, katliam ve asimilasyon uygulamalarıyla yüzleşilmesi, gerek kamu kaynaklarının ve gerekse kamu kadrolarının liyakat, adalet ve eşitlik ilkelerine göre dağılımının sağlanması.

Diyarbakir Cemevinde Madimak Anmasi 2024

Alevilerin Sesi Dergisi 287. Sayı: Madımak Alevilerin Sesi Dergisi 287. Sayı: Madımak

Bu talepler hükümet tarafından yerine getirilmiyor, Alevilerin açtığı davalarda lehte verilmiş mahkeme kararları dahi tanınmıyor. AKP, Alevilere rağmen Alevi inancını tanımlıyor, Alevi örgütlerini muhatap almıyor.

9 Kasım 2022 tarih ve 32008 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 112 numaralı cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kuruldu. Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ve yönetimi, Alevi inancından uzak bir bakış açısına sahip. Bu başkanlık da aynı hükümet gibi Alevi örgütlerini yok sayan bir yerde duruyor.

Alevi Diyaneti olarak adlandırılan başkanlığı Alevi örgütleri kesin bir dille reddediyor. AKP hükümeti Alevi Bektaşi Ansiklopedisi hazırlamak için de Sünni akademisyenler ve ilahiyatçılardan oluşan kadro kurdu.

Alevi toplumunu en çok rahatsız eden sorunlardan biri de eğitim-öğretim sisteminin dinselleştirilmesi, okullarda tarikatların, dinci vakıfların etkili olması.

Alevilerin temel sorunlarının çözümü konusunda ve eğitim sistemindeki bu gericileşmeye karşı, Aleviler/Alevi örgütleri ne yapmalı? Nasıl bir yol izlenmeli? Bu soruları Gazeteci Attila Taş, yanıtladı.

Diyarbakir Cemevi Hizir Cemi Pirsultan

“Bu başkanlık Alevilerin hayrına değildir”

AKP hükümeti, Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurdu. Bu başkanlık temsilcileri pek çok ilde birçok cemevine gidip görüşmeler yaptı/yapıyor. Görüşmelerde hala cemevinin ihtiyaçları soruluyor ve başkanlığı tanımaları isteniyor. Alevilerin temel talepleri ve asıl sorunları konuşulmuyor, bir çözüm üretilmiyor. Bu konudaki görüşünüz nedir?

ATTİLA TAŞ: Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı aslında Alevilerin en ihtiyacı olan maddi desteği vererek kendi yönüne çekmeye çalışıyor ama Alevilerin maddi değil manevi talepleri ağırlıkta. En önemlisi mesela dile getirdikleri cemevlerinin ibadethane olarak sayılması ve bunun anayasal güvence altına alınması. İkincisi hem manevi hem maddi bir talep olan zorunlu din derslerinden Alevi çocukların muaf tutulup gerçek anlamda seçmeli ders haline getirilmesi. Bunlara benzer aslında Alevilerin manevi taleplerini tanımlayacak bir başkanlık olması yerine insanların yoksulluğunu kullanarak bir rüşvet gibi görünüyor bu. Bu kurum aslında nasıl bir misyonu olduğunu bize bunlarla gösteriyor. Cemevlerine gidip ‘dedenizin parasını verelim, elektriğini ödeyelim’ diyorlar ama sorun bu değil. Bu iş cemevinin binasının devamlılığını sağlayabilir ama Aleviliğin devamlılığını sağlayamaz. Tam tersine Aleviliği sonlandırmak, noktalamak için atılan bir adımdır.

“Cemevi Başkanlığı Aleviliğin içeriğine müdahale ediyor”

Aleviler cemevinin varlığından değil Aleviliğin varlığından yana bir tutum beklemektedirler. Gerçekten örgütlenmiş Alevi kurumlarının bu ilişkilerin dışında daha çok ötekileştirilerek ‘Ali’siz Aleviler bunlar, şuradan fonlanıyorlar’ gibi bir takım karalamalarla aslında Alevi toplumunun içinde olmadığını da gösteren bir kurum aslında Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı. Hem Alevi kurumları arasında bir ikilik yaratarak Aleviliği kendi düzleminden çıkarmak istiyorlar hem de Aleviliğin içeriğine müdahale etme durumları var. Tam anlamıyla Aleviliğin süreğini değiştirme, asimile etme ile yüzyıllarca devam eden devlet aklıyla Aleviliği devletin istediği bir çizgiye getirmek gibi bir izlenim veriyor. Attıkları adımlar da devlet aklının pratikte çok yanlış işlediğini de gösteriyor bize. Bu saatten sonra kör topal ilerler. Bir süre sonra da şu ortaya çıkar: Alevi kurumları aslında bu noktada bu başkanlığı tanımıyorlar ama Kültür Bakanlığı içerisindeki çalışmalara destek veriyorlar bu da ayrı bir sorun. Alevi kurumlarının kendi içerisindeki çelişkiyi öne çıkaran bir durum ama Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı çok sakat doğmuştur ve ilerlemesi bu noktada mümkün değildir. Aslında ilerlemesi de Alevilerin hayrına değildir.

“Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı baştan sakat doğdu”

-MHP destekli AKP hükümeti, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurarken Alevi örgütlülüğünü muhatap almadı. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı da bu ciddiyetsizliği, dışlamayı devam ettiriyor. Başkanlığın başındaki Alirıza Özdemir ülkücü-MHP geleneğinden geliyor. Hiçbir şekilde Alevi örgütleriyle iletişim kurmadı. Zaten kurumlar da bu başkanlığı asimilasyon merkezi olduğunu beyan ederek tanımadıklarını ilan etmişti başından beri. Dolayısıyla Alevilerin temel sorunları bu şekilde çözülebilir mi? Siz bu durumu nasıl değerlendirirsiniz?

Bu kurum bir çözüm kurumu olmaktan uzaklaştı. Çünkü siz bir çözüm niyetindeyseniz öncelikli olarak bu sorunu muhataplarıyla çözmelisiniz. Alevi Çalıştayı’nı sorunları çözmek için bir çalıştay olarak değerlendirdiler. Buraya imam çağırdılar, Diyanet’ten çağırdılar, eski Maraş Katliamı sanığı aynı zamanda eski milletvekili Ökkeş Şendiller’i dahi Alevileri katletmiş bir adamı dahi davet ettiler. Gerici sendika başkanları dahi katıldı. Konudan bağımsız tamamen ideolojik yaklaşan, toplumsal yapıyı temsil eden insanları dahil davet ettiler. Aleviler neredeyse hariç. Biz burada aslında devletin sorun çözme mantığını buradan anlıyoruz. Bütün Alevi kurumları o çalıştayda 6-7 maddelik talepleri dile getirdiler. Bunlar içerisinde zorunlu din derslerinin kaldırılması, Diyanet’in kaldırılması, laikliğin savunulması, beraberinde Madımak Oteli’nin utanç müzesi yapılması, cemevlerinin ibadethane sayılması gibi bütün Alevi kurumlarının ortaklaştığı bir şey var. Devlet ‘bir araya gelin ki biz sizin sorununuza çözüm bulalım’ dedi, bir araya geldiler hiçbir şey olmadı. Bu noktada iktidarın Aleviliğe yaklaşımı rengini belli etti. Kürtler olmadan Kürt sorununu, kadın olmadan kadın sorununu tartışırsanız orada zaten bir çözümsüzlük noktasında ısrar ettiğiniz anlaşılır. Burada da bu olmuştur. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı aslında Alevileri muhatap almadan Alevilikle ilgili sorunları çözmeye çalışıyor. Yani Alevilerin içerisinde olmadığı Alevilikle alakalı bir sorunu çözmeye çalışıyor. Baştan sakat doğmuş bir başkanlık bu. Ben bunun açıkçası uzun süre devam edeceğini düşünmüyorum. Bu kurum belki bir süre sonra tasfiye edilir ama iktidarın, devletin bu mantığı yeni kurumlarla, projelerle devam eder diye düşünüyorum.

“Alevi kurumları kendi gündemlerine sadık kalmalılar”

-Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, aralarında bir iki kendi belirledikleri Alevi olsa da ağırlıklı olarak İslamcı akademisyenlere ve ilahiyatçılara Alevi Bektaşi Ansiklopedisi hazırlatıyor. Buna Alevi örgütleri yazılı bir açıklamayla tepki verdi. Sizce Aleviler/Alevi örgütleri ne yapmalı? Nasıl bir yol izlenmeli bu çalışmaya karşı?

Alevi kurumları ne yazık ki gündem belirleyemiyor. Devletin attığı adımlara karşı kendileri bir çözüm bulmaya çalışıyorlar. Bu yanlış bir şey yani gündemi belirleyip o gündem etrafında bir kamuoyu oluşturmaktan ziyade AKP’nin attığı adımlara bir itiraz siyaseti güdüyorlar. Bu yanlış bir durum. Ve buna maalesef bir çözüm de bulamıyor Alevi kurumları. İtiraz ediyorlar fakat sonrasında ne olacağının cevabı yok. Şu an Alevi kurumları, gündem oluşturabilecek bir siyaset, bir vizyon, bir sağlıklı proje üretemiyor. Alevi Ansiklopedisini 30 yıllık Alevi kurumları hiç düşünemedi mi? Almanya’da Rıza Akademisi bir Alevi Ansiklopedisi çalışması başlattı. Alevi toplumunun kendi yapması gereken çalışmaları Alevi kurumları yapmadığı için devletin attığı maksadı belli adımları da bu sefer devletin bir noktada elini güçlendiriyor. Alevi kurumlarının da bu noktada vizyon anlamında bir güç olmadığını da maalesef görüyoruz. Alevi kurumlarının eylemlilikte bir devamlılık eksiği var. Eylemlilikleri 365 güne yayamıyorlar ve o eylemliliklerin sonuna kadar gitmeleri lazım. Eylem 3-5 ay sürüyor. Sonra iktidar, başka bir gündem belirliyor. Hemen o gündeme kayıyoruz. O yüzden kendi gündemlerine sadık kalmalılar. Burada da aslında Alevi kurumlarının devletin attığı adımlara göre siyaset ürettiğini, kendi siyasetlerini ortaya çıkaramadıklarını da söylemek mümkün.

“Devamsızlık hali alevi toplumunun kurumlarla olan ilişkisini zedeliyor”

-Okullarda “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) projesi kapsamında imamlar, müftüler ders vermeye başladı. Çocuklar camilere götürülüyor. Ayrıca okullarda mescitler açılıyor. Dini faaliyetler anaokullarına kadar indi. Dinci vakıflarla ve cemaatlerle yasa dışı şekilde protokoller imzalanıyor ve öğrenciler kontrolsüz bir şekilde dini faaliyetlere götürülüyor. Laik eğitim öğretim tamamen yok edilmiş durumda. Alevi çocukların ve ailelerinin pek çok zorluğu yaşadığını biliyoruz. Ancak Alevi kurumları bu konuda bir tepkiyi örgütleyemedi. Eğitim sistemindeki bu gericileşmeye karşı neler yapılabilir, önerileriniz nelerdir?

Bundan birkaç yıl önce Alevi çocuklarını okula göndermeyeceğiz, dedik bir de propaganda yaptık. Şimdi kimse onunla ilgili bir veri açıklamak istemiyor, çünkü buna dair bir veri yok. Kurum temsilcilerinden birkaç kişi göndermediğini açıkladı ama bunu tabana yayamadık. Yaptığımız eylemlerin devamı gelmiyor. Yaptık o sene, 1 yıl sonra çocuklar hiçbir şey olmadan tıpış tıpış okula gitti. Burada özellikle topluma liderlik edenlerin bu işi kendi davaları olarak benimsedikleri bu işi, öncelikle kendileri hayata sokmalılar. Böyle bir şeye tanık olmadık maalesef. Bu devamsızlık Alevi toplumunun kurumlarla olan arasındaki ilişkiyi de biraz zedeliyor. Alevi kurumlarının bu noktada atamadığı o güvence adımlarını karşısında görmeyen toplum da bu noktada bu eylemlere müdahil olamıyor. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Anadolu’da bu kadar büyümesinin tek nedeni gerçek anlamda tabandan bir örgütlenme olmadığıdır.

“Devletin ısrarla yapmadığı şeyleri sizin yapmanız gerekir”

Bir federasyon nerede bir cemevi varsa orada örgütlenecek, nerede bir Alevi köyü varsa orada örgütlenmesi gerekiyor ama böyle bir durum yok. Haberlerde hep ‘Alevi köyüne yol, su gitmiyor’ diye duyuyoruz. Şimdi orada bir örgütlenme olsa, Alevi kurumları oraya el atmış olsa böyle bir sorunla karşılaşabilir miyiz? Ses yükseltilir, kamuoyuna yayılır böyle bir şey yok. Sen orada örgütlüysen Türkiye’deki insanları harekete geçirerek sen o köye kendi yolunu, suyunu götürebilirsin. Devlet ısrarla görmek istemiyorsa bile. Örgütlenme böyle olur. Sizin gidip festivale katılmanız bir örgütlenme değil, sorun yaşandığı zaman oradaki sorunlara müdahale edip gelmek bir örgütlenme değil. İnsanların yaşamdaki sıkıntılarına müdahale etmektir örgütlenme. Suyu yoksa su getirmektir, okulu yoksa okulu yapmaktır. Devletin ısrarla yapmadığı şeyleri sizin yapmanız gerekir.

“Asimilasyonla mücadele ilk olarak devletle değil cemevlerinde başlar”

-Aleviler yıllardır çocuklarının zorunlu din dersine girmemesi için mücadele ediyor. Mahkemelere taşındı. Aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gidildi ve davalar kazanıldı. Hükümet Alevilerin lehinde verilen kararları uygulamadı. Öte yandan, zorunlu din dersi mücadelesini boşa düşürecek bir sorun var. Bazı cemevlerinde yıllardır Kur’an kursu veriliyor. Bunlardan biri Kartal Cemevi. Ne yazık ki hem mahkeme kararlarının uygulanması için hem de Kur’an kursu veren cemevi/derneklere yeterli baskı, tepki, örgütlenme yapılamadı. Cemevlerinde Kuran kursu verilmesinin önüne nasıl geçilebilir?

Bu sorun aslında çok da önemli bir sorun değil. Bir zincirin halkası aslında bu. Alevi kurumlarına, cemevlerine bakarsak tek sorun bu değil, bundan daha kötü sorunlar var. Bazı cemevleri, cumada cuma namazı kıldırmaya başlamış, cemevlerinde kadınlar erkekler ayrı oturtulup kadınlara zorla başörtüsü dağıtıyorlar, Arapça’dan geçilmiyor, Ramazan’da neredeyse cemevlerini kapatıp yemek vermiyorlar, ‘Ramazan cemi’ diye bir şey uydurulmuş, bunda tabi hepsinin suçu var. Hakk’a uğurlama erkanlarının da camiden, imamdan farkı yok. Bunlara bakınca gerçekten Alevileri devlet mi asimile ediyor sorusu aklımıza geliyor. Tam tersi Alevileri Alevi kurumları, cemevleri asimile ediyor. Ondan sonra dedeleri sıraya koyabilirsiniz, sonra belki devlet gelir. Yönetim nasıl istiyorsa ben öyle cem yürüteyim diyen dedelerle karşılaştım. Böyle cem yapan dedelerin olduğu bir yerde asimilasyonun önüne geçemezsiniz. Bu noktada buna müsaade eden Alevi kurumlarının yöneticileri olduğu sürece siz bu asimilasyonun önüne geçemezsiniz. Asimilasyonla mücadele ilk olarak devletle değil cemevlerinde başlar. Cemevlerinde kuran okutulması da bu asimilasyonun çabalarından biri ama dediğim gibi sadece tek parça değil erkanın başından sonuna kadar asimilasyon işaretleri var, eylemleri var. Bunların önüne geçmediğiniz sürece bu tür şeylerden şikayet etmenin çok da bir anlamı yok.

“Alevi örgütlülüğü her konuda kendini güncellemeli”

-Alevi nefretinin, Alevi asimilasyonunun yükseldiği bir dönem yaşıyoruz. Kurumların geleceğe dair projeler üretmesi, kalıcı hukuk komisyonları kurulması, kararların çabuk alınması, hızlı refleks gösterilmesi, cemevlerinin ibadetin yanında birer okula çevrilmesi, asimilasyonun önüne geçilmesi gibi pek çok konuda toplum Alevi örgütlülüğünden çok şey bekliyor. Kurumlara neler önerirsiniz? Önermekle kalmayıp birlikte neler yapılabilir?

Alevi toplumu aslında çok şey bekliyor biraz beklentilerini düşük tutsunlar. Beklenti ne kadar yüksek olursa hayal kırıklığı da o kadar derin oluyor. Alevi kurumlarının ciddi anlamda bir kurumsallaşma sorunu var. Aleviler bir örgüt ama bir kurum değiller. Kurumsal değiller, yani bir yönetim gittiği zaman gelen bir yönetim kaldığı yerden devam edemiyor. 30 yıldır var olan ama bir kurumsallaşmayı tamamlayamamış bir yapı var. Komisyonları olmayan, alt komisyonları, basın komisyonları, hukuk komisyonları, çevre komisyonu, kadın haklarıyla ilgili komisyonu olmayan bir yapı var. Bizler her şeyi biliyoruz bu ülkeyi yönetenlerin 300-500 tane danışmanı var. Ama Alevi kurumlarının bir danışmanı yok. Bu komisyonların gerçek anlamda özgür çalışması lazım. Bu komisyonlar yok Alevi kurumlarında. En önemli şey ‘kalkınma planları’ yok. 1 yıl sonra 5 yıl sonra ne yapmayı planladıklarına dair bir açıklama görmedim. Bizim bir kere örgütleme uygulamamız güncel değil. Bunu güncellememiz lazım. 30-40 yıl önceki pratiklerle siz örgütlenmeye gidemezsiniz. Şu an Alevi kurumları apolitik durumda çünkü kendini güncelleyemiyorlar. Açıklamalarında ‘soracağız, edeceğiz’den öteye geçmeyen içinde bir empati duygusu oluşturmayan, okuyanların ‘ya ne güzel bir açıklama yapmışlar’ diyemediğimiz açıklamalardan yola çıkıyoruz. Toplumun diğer katmanlarında farkındalık oluşturabileceği bir dil oluşturmamız lazım öncelikle. En önemlisi de Alevi kurumlarının yöneticilerinin birer hizmet eri olduklarını unutmamaları lazım. Alevi örgütlülüğü kendini diliyle, tavrıyla her konuda güncellemesi lazım.

Kaynak: PİRHA