SUR AJANS/ÖZEL- Diyarbakır’ın tarihi Sur ilçesinin Dem Parti belediye eşbaşkan adayı Fatma Gulan Önkol, 2015 yılından bu yana çatışma, yıkım ve büyük tahribatlara uğrayan ve tarihi dokusu önemli oranda yok edilen ilçenin yaralarını saracak çalışma programına ilişkin Sur Ajans’a değerlendirmelerde bulundu.

Fatma Gulan Onkol

Kobanê Davası’nda karar duruşması ertelendi Kobanê Davası’nda karar duruşması ertelendi

Diyarbakır’ın Sur ilçesi DEM Parti belediye eşbaşkan adayı Fatma Gulan Önkol, seçime 3 gün kala Sur Ajans’ın sorularını yanıtladı.

Tarihi ilçenin dokusuyla örtüşmeyen yeniden yapılaşmadan, Hevsel Bahçeleri ve Dicle Vadisi’ndeki tahribata, kooperatifleşmeden kadın ve çocuk alanında yapılacak çalışmalara birçok konuda sorularımız yanıtlayan Önkol, halkı iradesine sahip çıkmaya ve sandıkları korumaya çağırdı.

‘Sur’un ihtiyaçlarına dönük eksiklikleri yerinde gördüğüm için sorumluluk almak istedim’

Siyasete atılmanızdaki temel motivasyon nedir, neden Sur?

Gulan Önkol: Siyasetle ilgilenmem hem çocukluktan hem aileden gelen bir şey. Yurtsever bir ailenin çocuğu olarak politik bir çevrede büyüdüm. Bu da ister istemez siyasetle iç içe olmamı sağladı. Çünkü politik bir ailenin içinde büyümek siyasetle sürekli haşır neşir olmak demekti. Ebevenylerimin siyasetle uğraşmasından kaynaklı haliyle rol model olarak onları aldım. Böyle başladı ama sonrasında lisede yaptığım okumalar ve çalıştığım gençlik ortamında hep siyasetle iç içe bir atmosfer vardı. Politik bir çevrede büyüdüğüm için kendimi siyasetten bağımsız hiç düşünmedim. Üniversite’de de Siyaset ve Uluslararası ilişkiler bölümünde okudum.

Neden Sur’dan aday oldum: Yaklaşık 4 yıldır kesintisiz haftanın 7 günü Sur’da çalışıyordum. Kadın, çocuk, göç ve ekoloji alanında aktivistlik yaptım ve çeşitli Sivil Toplum Örgütlerinde çalıştım. Sur’un ihtiyaçlarına dönük eksiklikleri yerinde gördüğüm ve incelediğim için bu alanda sorumluluk almak istedim. Sur için başvuru motivasyonum da buradan geliyor.

Gulan Onkol

Vitrinde tüketim merkezleri arka sokaklarda yoksulluk

Sur’daki çatışmalı sürecin ardından başlayan yıkım ve yeniden yapılaşma sürecinde ilçenin tarihi dokusuyla uyuşmayan yeni bir görünüm ortaya çıktı. Sur gelinen noktada tarihi dokusuyla uyuşmayan yapılarla çevrildi. Sur’da yaşanan bu tahribatı giderme noktasında ne gibi adımlar atmayı düşünüyorsunuz?

Gulan Önkol: Öncelikle Sur’un tarihine, hafızasına dönük bir söylem geliştirmek gerekiyor. Sur’un bin yıllardır süren bir tarihi dokusu var. Hem tarihi mimari yapılar anlamında hem de sözlü aktarım anlamında bu böyle. Sur’un bin yıllardır kendine ait özgün bir yapısı oluşmuş durumda. Sur’un hem kendi tarihi yapısını hem de hafızasını korumaya dönük girişimlerimiz olacak. 2015 süreci sonrası yaşatılan tahribatlar, Toledo tarzı yapılaşmalar, Dört Ayaklı Minare sonrasının bir tüketim merkezine dönüştürülme çalışması, şehrin yapısına, tarihi dokusuna aykırı bir halde yeni bir imaj yaratılmaya çalışılıyor. Bütün bunlar sistem, kayyım eliyle oluşturulmaya çalışılıyor. Bizim buradan doğru bir eleştirimiz var. 2015 sürecinde acele kamulaştırma adı altında yüzlerce aile mağdur edildi. Evleri onlardan çok cüzi miktarlarla zorla satın alındı. Sonrasında da mevcut ucube yapılaşmalar gerçekleştirildi. Ama ailelerin mevcut durumdan memnun olmadığına ve hak arayışlarının sürdüğüne birebir şahitlik ediyoruz. 100 ailenin yaşanan mağduriyetten dolayı AİHM’e başvuru yaptığını biliyoruz. GÖÇ-DER’de çalıştığımda aynı zamanda bu dosyaların takibini de yapıyordum. Ailelerin kendi yerlerine dönme üzerine talepleri var. Aileler mevcut ucube yapıları benimsemedikleri gibi kendi eski yaşamsal mekanlarına da geri dönme arzuları var. Bizler de ailelerin kendilerini ait hissettikleri o mekanlara dönük bir çalışma yapmayı planlıyoruz. Bunlar en zorlanacağımız konular olabilir, çünkü oralar bir tüketim merkezine dönüştürülmüş veya kendi siyasi ideolojilerine yakın vakıflara, derneklere peşkeş çekilmiş durumda.

Gulan Onkol Sur

Sur bölgesi sosyo-ekonomik açıdan dezavantajlı grupların tercih ettiği bir bölge ama Dört Ayaklı Minare sonrası tüketim merkezi odaklı oluşturulan alan elit kesime hitap ediyor. Ancak arka sokaklar yoksullara, ekonomik açıdan dezavantajlı kesimlere ev sahipliği yapıyor.  Aynı zamanda buralar karanlığa da terk ediliyor. Bu durumun sosyolojik açıdan da değerlendirilmesi gerekiyor. Bir cadde tamamen renkli, tüketim merkezi halindeyken, moda defilelerine ev sahipliği yapıyorken, tüketim merkezli odakları içinde barındırıyorken, arka sokaklarında ise yaşamın öyle dönmediğini görüyoruz. Arka sokaklarda çocuklar, kadınlar, gençler farklı uygulamalara maruz kalıyor ve güvenli alan algısının bu kesimler açısından Sur’da yitirildiğini görüyoruz. Sur’da ciddi anlamda madde bağımlılığı ve hırsızlık almış başını gidiyor.

Aslında Sur’u 2015 öncesi ve sonrası olarak ele almak gerekiyor. 2015 sonrası Sur’da çok ciddi tahribatlar oluşturuldu. Bu tahribatlar üzerine çok ciddi çalışmalar yapılması gerekiyor. Sur’daki yeni yapılaşmaların tahribatının yanında arka mahallelerde hizmet alımın olmadığını da görüyoruz. Bilinçli, kontrollü bir şekilde kendi kaderine bırakma hali söz konusu. Güvenli alan olmama halinin etkilerinden biri de göç vermesidir. Çünkü metruk yapılar çok fazla artmaya başladı. Metruk yapıların madde bağımlıları tarafından kullanılması ve sürekli yakılıp yıkılması üzerinden ciddi bir güvenlik kaygısı var. Biz bazı mahallelerde 5-6 evden sadece birinin dolu olduğunu şahit oluyoruz. Deprem sonrası artan kira fiyatları Sur2da da etkisini gösterdi. Depremden önce 500-800 TL bandında olan kira fiyatları şuan 5 bin ila 8 bin bandında.

‘Sur’un özünü korumaya dönük çalışmalarımız olacak’

Sur ilçesi UNESCO Dünya Miras listesinde ve Hevsel Bahçeleri ve Dicle Nehri bu anlamda koruma altında. Ancak Hevsel Bahçelerindeki endüstriyel tarım ve Dicle Nehrinde yaşanan tahribat gözler önünde. Hevsel Bahçeleri ve Dicle Nehri’nin doğal özelliklerinin korunması noktasında hangi projeleri hayata geçireceksiniz?

Gulan Önkol: Önceliğimiz Hevselin doğal, özgün yapısını korumak ve burada kendi doğasına özgü bir üretim alanı oluşturmaktır. Tüketim merkezleri derken aslında ekolojik dengenin de bundan bağımsız olmadığını söyleyebiliriz. Çünkü tüketim demek hem kendini hem çevreyi hem de içinde bulunduğu toplumu tüketim alışkanlığı merkezli ele almak demektir. Bizim de bu noktada Hevsel Bahçeleri ve Dicle’ye dair ve tabii bu sadece Sur belediyesinin yapabileceği bir şey de değil. Dicle Nehri’nin kirletilmesi, kum ocaklarının açtığı çukurluklarda yaşanan boğulma vakaları ve can kayıpları da söz konusu. Dicle’nin bu kadar kirli akması ve ekolojik döngüsünün bozulması, Hevsel Bahçelerinin salt tüketim merkezli endüstriyel tarıma açılması bizler için kabul edilebilir bir yerde durmuyor. Hevselin kendi doğasına uygun bir üretimi teşvik etmek gerekiyor ve bu noktada çalışmalar üreteceğiz. UNESCO tarafından dünya miras listesinde yer alan Hevsel Bahçeleri ve surlar neden kendi tarihi, doğal yapısını korumuyor da sürekli bir dışarıdan müdahaleye maruz kalıyor. Bizlerin bu noktada Sur’un özünü korumaya dönük çalışmalarımız olacak. Doğaya karşı tahakkümü içeren eril dili bir bütün olarak kırmayı düşünüyoruz. Çünkü doğa içerisinde tahakküm kurabileceğimiz bir alan değil. Biz doğanın bir parçası olarak içerisindeyiz. Ama maalesef ekolojik bilinçten yoksun faaliyetlerle doğrudan tüketim merkezli faydacı yaklaşımlar söz konusu olabiliyor. Biz de bunun karşısında duracağız. Bu sadece belediyelerin de değil, toplumun bir bütünen işidir. Tabii bizlerin de sorumluluk alacağımız bir alan olduğunu düşünüyorum.

‘Yerelden, yerinden üretimi destekleyici çalışmaları sürdüreceğiz’

Sur ilçesi tarım potansiyeli açısından oldukça yüksek bir alan. Sur’da tarım kooperatifleri konusunda bir çalışmanız olacak mı?

Gulan Önkol: Amed’in yarısı Sur’dur. Bizler de seçim çalışması yaparken, Sur’un bu kadar geniş bir coğrafyası olduğunu bilmiyorduk. Sur’un 250’nin üzerinde köyü var. Çok ciddi bir tarım alanına sahip bir ilçe. Hem yaptığımız ziyaretlerde hem de görüştüğümüz odalar, sendikalar ve ortak iş üretebileceğimiz kurumlar üzerinden yaptığımız değerlendirmelerde Sur’un kendi kendine yetebilecek, kendi kendini doyurabilecek bir toprağa sahip olduğunu görüyoruz. Sur’un ihracata kadar açılabilecek bir alanı var ve bizim bu alanı ciddi olarak değerlendirmemiz gerekiyor. Önceki belediye pratiklerimizde kooperatifleşmeler vardı. Salt tarım üzeri olmayabilir ama tarım da bunun bir parçası. Üretimin, emeğin olduğu ve kendi kendine yetebilen bir noktada mevsimsel göçleri engelleyici, yerelden, yerinden üretimi destekleyici çalışmaları sürdüreceğiz.

‘Çocukların kendilerince karar verdikleri bir mekanizma oluşturmayı düşünüyoruz’

Sur’da yaşanan çatışmalı süreçten kaynaklı buradaki çocuklar ciddi travmalar yaşadı. Eşbaşkan seçildiğinizde Sur’daki çocuklar için neler yapacaksınız?

Sosyal belediyecilik anlayışıyla işi yürüteceğiz. Çocukların ihtiyaçlarına dönük bir çalışma planlaması çıkaracağız. 2015 döneminin en çok mağdur edilenleri çocuklar ve kadınlar oldu. Bizim öncelikli çalışma alanlarımız da çocuklar, kadınlar ve engelli bireyler. Çocuk katılımını esas alan, çocuk eksenli ve çocuğun yüksek yararını gözeten çalışmalar üzerinden çok dilli, kültürel, sanatsal, sportif ve eğitsel anlamda tamamlayıcı destek sunabilecek çalışmalar planlıyoruz. Sosyal bilim akademileri, eğitim akademileri, eğitim destek evleri çalışmalarımız olacak. Çünkü artan enflasyonla birlikte ailelerin çocuklarını dershanelere gönderemediğini görüyoruz. Eğitim destek evlerini aktif hale getirmeyi düşünüyoruz. Okul öncesi çocuklar için çok dilli kreşler açmayı planlıyoruz. Çocuk hakları merkezi ve çocuk komisyonu oluşturacağız. Temsilcilerin de çocuklar olmasını planlıyoruz. Doğrudan çocukların karar verdiği, onların tartıştığı ve ne olması gerektiği üzerine bir arada kendilerince karar verdikleri bir mekanizma oluşturmayı düşünüyoruz. Yetişkinler çocuklarla ilgili kararlar alırken, çocuğun katılımını esas alamayabiliyoruz ama burada önemli olan çocuğun katılımını esas almaktır. Çünkü çocuğu irade olarak görmemiz gerekiyor. Sürekli bir gelecek atfında bulunurken bugünü kaybetmemek gerekiyor. Çünkü bugünün de yarının da öznesi çocuklardır. Çocukların hem yerel yönetimlere hem de siyasete aktif katılımının sağlanması gerekiyor. Çünkü çocukların akıl süzgecini geliştirmek gerekiyor. Sistemin istediği gibi eleştiremeyen, düşünemeyen, sorgulamayan ya da toplumun içerisinde kendisini kopuk gören çocuklar, gençler ve kadınlar görmek istiyorlar. Bizler de aslında en çok bunun karşısında çalışma üretmek istiyoruz. Çünkü bize göre toplum eleştirebildikçe gelişir ve o gelişim sağlandıkça da yol alır, ilerler. Bizler de bu çerçevede yaklaşmayı planlıyoruz.

‘Bizim olanı geri almak için herkesi sandık başında görev almaya çağırıyoruz’

Sur’daki yurttaşlara bir çağrınız var mı, neler söylemek istersiniz?

Gulan Önkol: Büyük bir motivasyonla çalışmalarımız sürüyor ve 17 ilçeyi de alacağımızı biliyoruz. Bu noktada seçmenlerimizi sandık görevlisi ve müşahit olarak göre alamaya çağırıyorum. Süreci hep beraber göğüsledik ve birlikte başarmayı istiyoruz. Halkımızı sandıklara sahip çıkmaya, iradesini korumaya çağırıyoruz. Buradan Amed halkına seslenmek istiyorum: 31 Mart’ta, 8 yıldır sürdürülen kayyım politikalarına karşı birlik olmaya, iradesine sahip çıkmaya ve bizim olanı geri almak için herkesi sandık başında görev almaya çağırıyoruz. 8 yıldır Sur’da, Amed’de yaratılan tahribatlara karşı verilebilecek en büyük cevap halkın seçime yoğun katılımıdır. Halkımızın oylarına, iradelerine sahip çıkacağına inanıyorum.

Editör: Haber Merkezi