Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), 1 Eylül Dünya Barış Günü vesilesiyle yazlı açıklama yayınladı. “Hiç konuşmuyoruz” başlıklı yapılan açıklamada, “Yaşı  elinin altında olan vatandaşların, barış iklimini hiç solumadığı savaşı hiç konuşmuyoruz. Kurucu aklın; tekçi zihniyet mağdurlarının, etnik kimlik, dil, inanç özgürlüğü ve eşitliği talep edenlerini, başı ezilesi canavar, terörist diye yaftalanıp, ocağından diyarından, yaşayamaz edildiği savaşı hiç konuşmuyoruz” denildi.

Açıklamanın tamamında şunlara yer verildi:

“Bir zamanlar bir parlamentomuzun olduğunu, hükümetin bu parlamentodan oluştuğunu, denetim mekanizmalarımızın olduğunu, bu rejimin değiştiğini, cumhuriyet değerlerinin yok olduğunu hiç konuşmuyoruz. Savaşın sürdürülebilmesi için insanlığın ata yadigarı dinlerinin, inançlarının nasıl suistimal edildiğini, emeğinden ayırıp vergi olarak ödediği, eğitim, sağlık, beslenme, barınma ve kültürel gelişim için değerlendirilmesi gereken bütçenin, Diyanet ve cemaatlere aktarıldığını, buraların topluma hangi hizmetleri ürettiğini sorgulamıyoruz.

İnancın bireysel bir durum olduğunu, devletin dininin olmayacağını, devletin her inanca eşit mesafede durması gerektiğini anlatmaya çalışan toplumsal kesimleri, Alevileri duymuyoruz. Bütçenin aslan payının toplumu uyutmak için bu kurumlara sunulduğunu hiç konuşmuyoruz. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Kobani kumpas davasına müdahil olduğunu, DAİŞ yenilgisini kabullenmediğini, DAİŞ kazansaydı, Ezidilere uyguladığını Alevilere ve tüm topluma uygulayacağını, Ezidi kadınların binlercesinin köle pazarlarında satıldığını, binlercesinin hala akıbetinin bilinmediğini, hiç konuşmuyoruz. Savaşın; bu ülkenin ekonomisini batırdığını, toplumun büyük kesiminin açlıkla başbaşa kaldığını, tarımsal üretimin bitme noktasına geldiğini, çöplerden beslenildiğini, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bu yoksulluğun cennette peygambere komşuluk olarak ödüllendirileceğini, bir an evvel ölüp cennete mi gitsek, peygamber lokmasını bizimle paylaşır mı hiç konuşmuyoruz.

Cumartesi Anneleri’ne uygulanan baskı ve zulmü görmüyoruz, hiç konuşmuyoruz

Barış annelerine en ağır zulmün reva görüldüğünü, barış kavramından nasıl korkulduğunu, kaybolan yakınlarının akıbetini soran Cumartesi Anneleri’ne uygulanan baskı ve zulmü görmüyoruz, hiç konuşmuyoruz.

Yaşanan savaş, savaşın yarattığı karanlık, zulüm ortamından hak, hukuk, adalet namına ortadan bir şeyin kalmadığını, hakkın, hukukun, adaletin yerine, imamlarla avutma ve uyutma dönemine geçildiğini görmüyor, duymuyor, hiç konuşmuyoruz. Savaşın ağır ikliminden doğamızın nasıl tahrip edildiğini, uluslararası maden şirketlerine peşkeş çekildiğini, görmezden geliyoruz, hiç konuşmuyoruz.

Eski milletvekili Irmak’a 4 yıl 2 ay hapis cezası verildi Eski milletvekili Irmak’a 4 yıl 2 ay hapis cezası verildi

Kadın kıyımının adeta teşvik edildiği, son yıllarda yüzlerce kat arttığını, sokaktaki kadın mücadelesini yükselten, buna karşı tavır geliştiren kadınlara zindanların ve ölümün nasıl reva görüldüğünü görmüyor, yokmuş gibi davranıyoruz, hiç konuşmuyoruz.

Onlarca yıldır ülkemize yoğun mülteci akını oldu. Neden geldi? Nereden geldi? Geldiğinde ne oldu? Sorduk mu? Yaşadığımız her türlü kötülüğün müsebbibi onlarmış gibi, ırkçı saldırılara maruz bırakıp mağdur ederken, aralarındaki paramiliter güç boyutunu, her türlü suistimale açık olduklarını hiç konuşmuyoruz. Deprem süreci geçirdik. ilk üç gün devlet duymadım, görmedim, bilmiyorum dedi. Sonrasında Alevi coğrafyasını boşaltmak için fırsata çevirdi. Ölenler öldü, kalanlar göç yollarında köklerinden koparıldı, hiç konuşmuyoruz.

Savaş ortamının ağır baskısı direncimizi mi kırdı, sorduk mu kendimize!

Biz Aleviler; “Kızılbaş Alevilik, zalimin zulmüne karşı direnen, erenlerin ve canların yoludur.”, “Cem ve semah hakikate ve özgürleşmiş insanların toplumuna ulaşmanın yürüyüşüdür.” diye kendimizi tanımlarken, Diyanet’in baskısına, Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesindeki Alevi Bektaşi Başkanlığı’nın bizi içimizden sadaka kültürü ile yok etmesine, ÇEDES projesi, karma eğitimi sonlandırma, zorunlu din dersleri ile hem inançsal hem de toplumsal her tür tehlikeye karşı karşıya olduğumuzu görüyor muyuz? Yüzyıllardır yaşadığımız mağduriyetler, elimizde alınan değerler, hukuksal mücadele ile elde ettiğimiz haklar, vermeye çalıştığımız eşit yurttaşlık mücadelesi görmezden gelinip yok sayılırken, yeteri kadar direnç oluşturabildik mi? Savaş ortamının ağır baskısı direncimizi mi kırdı, sorduk mu kendimize, hiç konuşmuyoruz.

Savaş vicdanlarımızı mı köreltti?

Elbette bu durumu dert edinenler, bunun mücadelesini veren toplumsal kesimler vardı. Bunları ne kadar görebildik, ne kadar hissedebildik, ne kadar yanlarında olabildik. Savaş vicdanlarımızı mı köreltti? Hiç konuşmadık. Savaş canavarı çok büyüdü. Tüm yaşamımızı yutmak üzere. Uçuruma giderken, Xızır aklıyla barışı mümkün kılmakta var. Konuşmadıklarımızı konuşalım. Barış vardır, mümkündür. Çağrımız olsun. 1 Eylül Dünya Barış Günü Kutlu olsun. Zaman sahipsiz, mekan rızasız, mazlum çaresiz değildir. ”