Özgür Kadın Hareketi’nin (Tevgera Jinên Azad-TJA), farklı ülkelerden kadınların katılımıyla Diyarbakır’da gerçekleştirdiği “Sessizlik Zinciri: Kadın Siyasi Mahpusların Etrafındaki Duvarları Yıkmak” konferansı ikinci günde atölyelerle devam etti. Konferansın bugün ki bölümünde “Medya ve Basın”, “Sanatın Gücü”, “Hukuk ve Hak Savunuculuğu” ile “Siyasetin Misyonu” atölyeleri gerçekleştirildi.

Moderatörlüğünü gazeteciler Öznur Değer ve Esra Çiftçi’nin yaptığı “Medya ve Basın” atölyesinde, “Kadın siyasi mahpusların savunuculuğunda medya ve basının rolü ve etkili kullanımı” başlığı altında tartışmalar yürütüldü. Atölyede ilk olarak konuşan gazeteci Öznur Değer, cezaevlerinin herkesin yaşamında yer aldığına dikkat çekerek, Kürt sorunun ve tecridin derinleşmesiyle birlikte cezaevinin kaçınılmaz bir mekan haline geldiğini söyledi. Cezaevlerinin tutsaklığın yanı sıra direniş mekânları olduğunu dile getiren Değer, “Orada sürekli kendini yenilemek durumunda kalıyorsun. İdare ve Gözlem Kurul da yeni bir infaz rejimi. Bu kurul, özel savaş politikalarının içeri uyarlamasıdır” diye belirtti.

2-A Grup Otomotiv 14 yıldır Diyarbakır’a hizmet veriyor 2-A Grup Otomotiv 14 yıldır Diyarbakır’a hizmet veriyor

100 yıllık sorun

Ardından konuşan gazeteci Esra Çiftçi, cezaevleri sorunun 100 yıllık bir sorun olduğunu dikkat çekerek, “Cezaevlerindeki sorunlar yeteri kadar yansıtılmıyor, sorunun temeline inmekte sorunlar yaşanıyor. Asıl tartışmamız gereken özgür, muhalif basının rolü. Cezaevlerinde binlerce insan var ve sorunları görünür kılmıyoruz. Daha popüler olanları görünür kılıyoruz. Cezaevlerinin haberini yapıyoruz ama ayrıntıların özünü ne kadar yansıtabiliyoruz? Sorgulama meselesini daha sesli dile getirmek gerekiyor. Hepimiz tutsak adayıyız böyle düşünmek gerekiyor” ifadelerini kullandı.

Hukuk ve hak savunuculuğu

Daha sonra “Hukuk ve Hak Savunuculuğu” atölyesi yapıldı. Moderatörlüğünü avukat Elif Tirenç İpek Ulaş ve psikolog Jiyan Ay’ın yaptığı atölyede, “Kadın siyasi mahpusların savunuculuğunda hukuki yollar, hak savunuculuğu ve etkili stratejiler” başlığı altında tartışma yürütüldü. Atölyede ilk olarak konuşan avukat Ulaş, kadınların gözaltına alındığı andan itibaren kimliklerinden kaynaklı şiddete maruz kaldıklarını söyledi. Ulaş, “Hak ihlalleri ve nelere maruz kaldığımız üzerinden raporlamalar artık daha sık yapılıyor. 25 Kasım, 8 Mart ve İstanbul Sözleşmesi’nden yargılanıyoruz. Türkiyeli kadınlar da aynı şeylerden yargılanıyor. Kürt kadınların örgütsel yapıları güçlendikçe saldırı daha çok arttı. TJA’lı Kürt siyasetçi kadınlar, yargı tacizine maruz kalıyor. Ayla Akat bunlara örnek, attığı her adım iddianameye dönüşmüş durumda” diye belirtti.

“Düşman hukuku ile bize yaklaşılıyor” diyen Ulaş,  gözaltında çıplak arama, cinsel, fiziksel ve psikolojik şiddet çok yaygın olduğunu vurguladı. Tutuklandıktan sonra ise hak ihlallerinin başladığını söyleyen Ulaş, “Tekrar çıplak arama, koğuş yönlendirmesi var, tecrit altına alınma, sağlık, eğitim, haberleşme hakkına erişimi kısıtlanıyor. Bütün her şey cezaevi gözlem kurullarının insafına bırakılmış durumda” dedi.  

292 bin tutuklunun 12 bin 62’si kadın 

Ardından konuşan psikolog Jiyan Ay, cezaevlerindeki 292 bin tutsağın 12 bin 62’sinin kadınlardan oluştuğunu aktardı. Türkiye’de 405 cezaevi olduğunu söyleyen Ay, şöyle dedi: “Annesiyle kalan çocuk sayısı 383. Hapishanede kalan kadınların yaş oranı 18 ile 43 arası. İşkence ve kötü muamele birinci sırada. Tecrit açısından vurgu yapmamız gereken S ve Y tipi cezaevleridir. Gittikçe sayıları artıyor. Kadınlar birçok ihtiyacını karşılayamıyor. Bir ped dahi almakta zorlandıkları zaman oluyor. Kelepçeli muayene ve ağız içi arama dayatılıyor.”

Sanatın Gücü’ atölyesi 

Bu oturumun ardından “Sanatın Gücü” atölyesine geçildi. Moderatörlüğünü ressam Sevinç Altan ile sanatçı Fatoş İrwen’in yaptığı atölyede, “Kadın siyasi mahpusların mücadelesini yaratıcı yollarla görünür kılmada sanatın gücü” tartışıldı. Atölyede ilk olarak konuşan sanatçı Fatoş İrwen, “Direniş formlarını geliştirmeyi unutuyoruz. Sahip olduğumuz beden sonsuz bir direniş alanına dönüşüyor. Hakikaten bir savaş alanıdır. Daha çok cezaevi tecrübelerim yaşam üzerinden ilerledi. Kendime odaklı beden odaklı çevremdeki her materyali yaratarak çalıştım. Bunların arasında arkadaşlarımın saçları, bir kuşun yumurtası yer aldı. Her sabah spor yaparken avluda yeni bir şey ile karşılaşırdık. ‘Kütüphanedeki kitapların boş sayfalarını kopararak desenler yapın’ dedim. Şimdi hangi yayınevinde gidersem, ‘Her kitapta daha fazla boş sayfa yapın’ diyorum. Herkesin bir gün bu boş sayfalara ihtiyacı var” diye konuştu.

Ressam Sevinç Altan ise,  kolektif çalışmanın önemine değinerek, “İçerdeki insanların sesini dışardakilerle buluşturan imkanlar nelerdir? Bunun olması gerektiğini düşünüyorum. En basit malzemeyle en az şeyle bir şey söylemek önemli” dedi.  

Siyasetin Misyonu’ tartışıldı 

Son olarak gerçekleştirilen “Siyasetin Misyonu” atölyesinin moderatörlüğünü Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İstanbul Milletvekili Çiçek Otlu ile TJA aktivisti Bedia Akkaya yaptı. Atölyede, “Kadın siyasi mahpusların savunuculuğunda siyasetçilerin rolü ve misyonu” üzerinden tartışma yürütüldü. Atölyede ilk olarak konuşan TJA aktivisti Bedia Akkaya, şunları belirtti: “Kadın tutsaklar iki aydır açlık grevindeler. Tecrit, işkence ve tacize karşı bir grev var. Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan’ın ağır tecrit altında tutulması demek, tüm cezaevlerine bunun yayılması demek. Aynı zamanda cezaevlerinden ailelerimize, topluma yayılan bir tecrit durumuyla karşı karşıyayız.”

Kaynak: MA