Özel Haber: Gözde Çağrı Özköse

İran’da, 4 yılda bir yapılan Parlamento seçimleri ile 8 yılda bir yapılan Uzmanlar Meclisi seçimleri 1 Mart’ta gerçekleştirilecek. Milletvekilliği adaylığı için ön başvuruları 7 Ağustos 2023’te başlayan, aday adaylığı asıl başvuru süreci ise 19 Ekim ila 25 Ekim 2023 tarihlerinde tamamlanan Parlamento seçimlerinde adaylıkları onaylanan kişilerin listesi de 21 Şubat’ta ilan edildi.

Adayların açıklanması ile birlikte ülkede 12. Dönem Milletvekili ve 6. Dönem Uzmanlar Meclisi seçimleri için resmi propaganda süreci de 22 Şubat’a başladı. Başkent Tahran’ın bazı bölgelerine seçime dikkat çekmek ve halkı oy vermeye teşvik etmek için dev seçim sandığı maketleri kurulurken, duvarlarda da reformist adayların seçime katılım çağrıları yaptığı tanıtım afişleri dikkati çekiyor. Hamaney'in ülke çapındaki temsilcileri ise Cuma namazı vaazlarında seçimlere katılım için çağrılarda bulunuyor. Sosyal medyada propaganda afişlerinin kimi kentlerde ateşe verildiği görülüyor. Boykot taraftarları ise, hem hükümet hem muhalefet tarafından şeytanlaştırılmaya devam ediliyor. Reformist kanadın büyük bölümü boykotçuları rejimin bekasını sağlamakla suçluyor. Öte yandan 30'a yakın reformist partiden oluşan Reform Cephesi de dahil olmak üzere çeşitli siyasi gruplar, rekabet ve adalet eksikliğine ilişkin endişelerini öne sürerek yaklaşan seçimlere katılmayı reddettiklerini açıkladılar.

Sandık Iran Secimleri

Milletvekili adayları seçim propagandalarını devlet televizyonunun kurduğu 200’ü aşkın yerel televizyon kanalı üzerinden yürütüyor ancak İran halkı uzun yıllardır devlet televizyonlarını takip etmiyor ve haber alma hakkı için sosyal medyayı kullanıyor. Seçim sürecine rağmen, ülkede miting ve benzeri çalışmalara izin verilmiyor. Genel atmosfere bakıldığında da, izin verilse dahi, miting alanlarını doldurmanın güç olacağı görülüyor. 1 Mart seçimlerinde, diğer yıllara göre rekor düzeyde seçim boykotu bekleniyor. Ancak rejimin sansürü, dezenformasyonu ve siyasi haklara yönelik kısıtlamalar nedeniyle siyasi statükonun değişmesi pek mümkün görünmüyor.

İran kötü ve daha kötü arasında seçime zorlanıyor

Yaklaşmakta olan seçimlere ilişkin görüşünü aldığımız İranlı aktivist ve gazeteci Afra Amid (Güvenlik gerekçesiyle takma isim kullanılmıştır), İran'da süren seçim atmosferine ilişkin, "Evet, bu seçimde büyük bir boykot hareketi bekleniyor ama işin aslı insanlar zaten iki seçimdir oy vermiyorlar. Hassan Rouhani ve İbrahim Reisi arasında geçen seçimden bu yana bu böyle. O seçimde pek çok kişi sandığa gitme iradesi göstermişti çünkü Reisi'nin Cumhurbaşkanı olmasını engellemek istiyorlardı. O dönem de reformist kanattan olan Ruhani ve beraberindekiler şu anda olduğu gibi seçmeni korkutup seçimleri şantaj malzemesi olarak kullanıyorlardı. Şimdi de Tahran'ın sokaklarında benzer afişler görebilirsiniz. Oy vermezseniz rejimin bekasına hizmet etmiş olursunuz diyorlar. Oysa reformistler de bu hükümetin bir parçasıdır. O zaman bu taktik işe yaramış ve pek çok kişi Ruhani'ye oy vermek için sandığa gitmişti. İran'da durum biraz, kötü ve daha kötü arasında seçim yapmaya zorlanmak hali. Bunu sokaktan çevirdiğiniz herkese sorun, hepsi aynı şeyi söyleyecektir" diye konuştu.

Kan dökülmesin diye sandığa gitmekten sonuç alınamadı

Ruhani'nin kazandığı seçimin sonuçlarının İran halkında herhangi bir rahatlamaya sebebiyet vermediğini belirten Amid, şu şekilde devam etti: "Sonuç olarak, Ruhani seçimi kazandı, ama sonra ne oldu? Reisi yargının başına getirildi. Bu durum insanlarda bir şok hali yarattı ve bunun sonucunda da neye oy verirlerse versinler İran rejiminin canının istediğini yapabildiğini, gücü kimi isterlerse ona verebildiklerini gördükleri için, oy vermenin anlamsız olduğuna kanaat getirdiler. Bu yüzden bundan sonraki seçimde, yani 1 Mart'ta gerçekleşecek seçimden bir önceki seçimde pek çok kişi sandığa gitmedi. Her şeyin bir oyun olduğunu, iran seçimlerinin bir kukla gösterisinden ibaret olduğunu düşündüler. İran halkı olarak kimimizin bu gerçeği idrak etmesi 44 yıl sürdü. Kimileri ise daha önceden çözebilmişti. Ama bir şeyleri değiştirmenin kansız bir yolu olduğuna inanmaya ihtiyacımız vardı. Çünkü devrimde kan dökülür. Biz bunun olmasını istemiyorduk. Ama süreç içinde gördüklerimiz sonucunda, artık seçim tarihini sorsanız insanlar bilmez. Seçim bir alay konusu haline geldi. Çünkü bu rejim tarafından oluşturulan sistem içinde yer alan her kurum, her kişi yozlaşmıştır. Bu sisteme hizmet eden herkes bu yolsuzluk zincirinin bir halkasıdır. Hiç birisi halkı düşünmez ve temelden bir değişim olmadığı sürece de hiç bir şey değişmeyecektir. Bu temelden değişimin de bu sistem tarafından üretilmiş bir seçimle gerçekleşmesinin mümkün olmadığını geç de olsa öğrendi İran halkları. Belki bir kaç istisna olabilir, oy vermeye zorlananlar olacaktır, hükümet kurumlarında çalışan insanlar işlerini kaybetmemek için oy verecektir, ama rejim kurumları dışında kimsenin oy vermesini beklemiyorum. İran'ın en ücra köylerinde bile herkes biliyor ki sistem bozuk, ve sistem değişmeden sistemin araçlarıyla bir değişim halkın yararına olmayacaktır."

Seçim Iran

Avustralya’da alışveriş merkezine saldırı: 5 can kaybı Avustralya’da alışveriş merkezine saldırı: 5 can kaybı

Seçimin halkta karşılığı yok

İran'ın başkenti Tahran'da, İran'ın diğer bölgelerindeki atmosfere de değinen Amid, "Daha önce de belirttiğim gibi, seçim meselesi İran halkında karşılık bulan bir kavram olmaktan çıktı. Sokağa çıkıp insanlarla sorsanız seçimin tarihini, kimlerin hangi pozisyonlara aday olduğunu dahi bilmezler. Ben de seçim tarihinin 1 Mart olduğunu senden öğrendim açıkçası. Biz İranlılar seçimin yaklaştığını kadınların hak ve özgürlükleri konusunun istismar edilip propaganda malzemesi olmasından anlarız. Ne zaman ki sokaklardaki afişlerde kadınların başörtüleri rejimin dayattığı gibi görünmemeye başlamış, anlarız ki seçim geliyor."

Seçim Iran 2

Rejim koltuğunu korumak için rejim karşıtı her bir İranlıyı öldürmeye hazır

Seçimi boykot eden İran halkının kurtuluşu nerede gördüğünü sorduğumuz Amid, şunları söyledi: "İnan ki bilmiyorum. Her yolu denedik. Oy vermeyi denedik, devrim yapmayı denedik. Her seferinde binlerce insanımızı katlettiler ve koltuklarını korumak için İran'da rejim karşıtı her bir insanı öldürmeye hazır olduklarını net bir şekilde gösterdiler. Biz de oy vermenin bu sistemin çarklarını döndürdüğünü gördük. Bu nedenle oy vermekten vazgeçtik. Açıkçası uluslarası destek de göründüğü kadar yok. 2 Sene önce Jina Mahsa Amini katledildiğinde biliyorsunuz pek çok çağrıda bulunduk batılı devletlere. Dedik ki bu rejimin bürokratlarını, ahlak polisi ve onların akrabalarını, devrim muhafızları ve onların akrabalarını sınır dışı edin. Etmediler. Bizler yurt dışında üniversitelere başvurduğumuz zaman vize süreci o kadar zor ki mesela. Ama rejim destekçileri, paraları olduğu için istedikleri ülkede okuyor ve çalışıyor.İran'da işledikleri suçlar yanlarına kalıyor, hiç bir cezai yaptırımla karşılaşmıyorlar. Peki ne yaptı bu çağrılarımız karşısında batılı devletler? Daha fazla ambargo uyguladılar. Bu ambargo rejimi ve destekçilerini, onların ailelerini sarsmıyor. Bu ambargolar halka uygulanmaktadır. Global olarak da gelişmemiş bir İran'ın onların sorunu olmadığını düşündükleri açık. Orta Doğu'da yaşanan insani krizin onları ilgilendirmediği açık."

Jina Eylem Iran

İslami rejimin temeli zorunlu başörtüye dair bir vaat yok

İran seçimlerinin özellikle kadınlar nazarında hiç bir kıymeti olmadığını belirten Amid, rejim içinde yer alan her parti ve düşüncenin İslami rejimin temellerine inandığını vurguladı. Amid, reformistlerin her ne kadar muhalefet ediyor olsalar da İslami rejimin esaslarına inandığını, buna rağmen halkı oy vermeye çağırdığını ifade ederek, şu değerlendirmeyi yaptı: "Nedir İslami rejimin temel değerleri dedikleri? Zorunlu başörtüsüdür. Bunun kaldırılmasına dair söz söyleyen kimse yok, olsa da bunun bir seçim vaadi olacağını ve seçimden sonra bir kıymeti kalmayacağını biliyoruz. Seçim öncesinde ahlak polisi sokaklarda kadınlara çiçek veriyor, seçimden sonra sokaklarda kadın dövüyor. Hangi kadın buna oy verir?"

Türkiyeliler bizden kolay vazgeçiyor

Türkiye'deki son seçimlerini, İran'da ardından büyük protesto gösterilerinin patlak verdiği 2009 seçimlerine benzeten Amid, şunları söyledi: "Türkiye'deki son seçimi bizim 2009'da gerçekleşen Yeşil Hareket'e benzetmiştim. Hatta sonrasında büyük eylemlerin olacağını düşünmüştüm, ama olmadı. Belki Türkiyeliler bizden akıllıdır. Çünkü biz her seferinde sokaklara çıktık, her seferinde yüzler skalasında öldürüldük. Yüzler dediğim de, resmi rakamlara göre. Rejim değişmedi. Öldüğümüzle kaldık. Türkiyeliler sokağa çıkmadılar çünkü sanırım artık vazgeçiyorlar. Bizden biraz daha kolay vazgeçtiler. Biz İranlılar için mültecilik çok acılı bir süreçtir. Kimse kolayca bu kararı vermez. Bizi çok duygusallaştıran bir konudur, ve gittiğimiz zaman da İran'ı, dostlarımızı, ailemizi çok özleriz. Bu acı da zamanla geçmiyor. O yüzden sanırım Türkiye halkı da bizim gibi bir vazgeçiş süreci içerisinde diye düşünüyorum. Akın akın gidiyorlar. Son Türkiye seçiminde oy kullanan pek çok kişi bir dahaki seçimde burada olup oy kullanmayacak. Burada olanların da oy kullanmaya gideceklerini düşünmüyorum."

İki partili sistemler halkların taleplerini karşılayamaz

Dünya genelinde iki partili sistemlerin oluştuğuna ve bu iki ana akım dışında kalan insanların, bu ikili sistemdeki ana akım düşüncelerden birini seçmeye zorlandığını belirten Amid, "Düşünsenize. ABD 300 milyonluk bir ülke. 2 tane parti var. Yüzlerce parti, yüzlerce düşünce olması gerekir. Kanada böyle, Avrupa'da pek çok ülkede böyle. Seçim meselesi gerçekten dünya çapında prestij kaybediyor bence. Milyonlarca insanın önüne iki kötüyü koyup seç diyorlar. Bizim gerçek siyasetçilere ihtiyacımız var, halkları düşünen, bunun için hareket eden siyasetçilere ihtiyacımız var. Yoksa ileride tüm dünyada seçime katılımın gittikçe düşeceğini düşünüyorum. Çünkü bu ikili sistemlerde temsil edilmeyen milyonlarca insan şunu düşünüyor, "Beni salak yerine mi koyuyorsunuz? Buradan öyle görünüyor çünkü.." Ondan sonra da çantasını toplayıp gitmek zorunda kalan biz oluyoruz. Bakalım daha nerelere gitmemiz gerekecek.."

Savaş Porgham Iran

İran halkı politize bir halktır

İran'da seçimlere katılım oranlarını "devrim" öncesi ve sonrası temelinde değerlendiren gazeteci Dr. Savash Porgham, İran tarihinde seçimlerin ilk kez Kacar Krallığı döneminde 1907 yılında, Meşrutiyet sistemine geçişle birlikte başladığını belirtti. İran halkının her zaman kendi kaderini belirleme iradesine sahip ve politize bir toplumsal yapıya sahip olduğunun altını çizen Porgham, her dönemin siyasi ikliminin ve halkın o dönemki egemenlerle olan ilişkisinin seçimlere katılımın oranlarını etkilediğinin altını çizdi. Porgham, "Öte taraftan; İran’daki seçim süreçlerine hem 1979 İslam Devrimi öncesinde hem de devrim sonrasında dönemin siyasi iktidarı tarafından müdahaleler olmuştur. Böylesi bir süreçte İran’da halkın sandığa katılım oranı her dönemde iniş çıkışlar göstermiştir. Ekonomik veya demokratik talepli halk protestoları da bu süreçlerde seçimlere katılım oranlarına her zaman yansımıştır" ifadelerini kullandı. 

Reformist aday Rouhani tepki oylarıyla seçilmişti

Hassan Rouhani'nin Cumhurbaşkanı seçildiği 14 Haziran 2013 seçimlerine değinen Porgham, "Hassan Rouhani’nin ilk kez cumhurbaşkanlığına seçildiği dönemde rejimin desteklediği aday farklıydı. Bundan dolayı da reformist kanadın en güçlü adayı olan Haşimi Rafsanjani’nin cumhurbaşkanlığı adaylığı reddedildi. Bu reddedilme sonrasında reformist kitlelerde rejime karşı büyük bir tepki oluştu ve Haşimi Rafsanjani’nin işaret etmesiyle birlikte reformist kesimler Hassan Rouhani’nin seçilmesi için rejime karşı tepki oyu kullandılar ve yüksek katılım sağladılar. Ancak İran’da halkın seçimlere ilgisinin azalmasını sadece Rohani sonrasına bağlamak doğru değil, pek çok dinamik ve etken söz konusudur" diye belirtti.

Kimin aday olacağı rejim tarafından belirleniyor

İran'da adayların aday olma sürecinin de rejim tarafından belirlendiğini hatırlatan Porgham, "İran’daki seçimlerin tüm denetimi 16 maddelik bir kanunun tanıdığı geniş yetkilerle Anayasayı Koruyucular Konseyi’ne verilmiştir. Öte taraftan seçimlerde aday olan her kişinin seçilme şartlarına sahip olduğu (Salahiyet) Koruyucular Konseyi tarafından onaylanmalıdır. Konsey tarafından reddedilen hiç kimse seçimlere katılamaz. İran rejimi bu Konsey vasıtasıyla kendisine karşı olan veya tehdit olarak gördüğü hiçbir kesimi seçimlere dâhil etmez. Bu durum da başlı başına halkın seçimlere olan inancını ve ilgisini etkileyen bir durum çünkü halk kendi adaylarını seçme şansına sahip değil" ifadelerini kullandı. İran halkının ayrıca seçim güvenliğine dair de endişeler taşıdığını ve bu durumun da seçime katılımı düşüren bir etken olduğunu hatırlatan Porgham, "Ayrıca İran halkının önemli bir kesimi seçimlerin herhangi bir reformla sonuçlanacağına ve değişim getirmeyeceğine inandığı için sandığa gitmemeyi tercih etmeyebiliyor" belirlemesinde bulundu.

Dramatik düşüşler bekleniyor

Sosyal medya ve basına yansıyan tepkileri değerlendirerek 1 Mart'ta gerçekleşecek seçimlerde büyük bir boykot hareketi bekleniyor. Bu seçime yönelik katılım tahminini sorduğumuz gazeteci Savash Porgham, "İran’da yapılan son cumhurbaşkanlığı seçiminde resmi katılım oranı %42 olarak açıklanmıştı ve bu oran 1979 İslam Devrimi sonrası en düşük katılımdı. Şu an seçimlere katılım oranını verebilmek mümkün değil ama kanımca dramatik düşüşler olacaktır" ifadelerini kullandı.

İran rejimi meşruiyet krizi yaşıyor

Seçimlere bir gün kala İran'daki seçim atmosferini ve hem rejim hem reformistler kanadından yapılan katılım çağrılarını değerlendiren Porgham İran'ın homojen bir toplumsal yapıya sahip olmadığını ve bunun da seçim atmosferine yansıdığını hatırlattı. Porgham, İran'daki seçim öncesi atmosferi şu şekilde anlattı: "Rejim yanlıları seçime katılmanın dini ve milli görev olduğunu söyleyerek radikal muhafazakar kitlelerini seçime katılma konusunda konsolide etmeye çalışıyorlar. Devletin içinden gelen reformist kanat seçime katılmanın değişimi sağlayabileceğini söyleyerek kitlelerini oy vermeye teşvik ediyorlar. Rejim muhalifleri ise seçime katılmanın rejime meşruiyet kazandıracağını, seçim güvenliğinin olmadığını, seçimlerin rejimi değişime zorlayamayacağını söyleyerek boykot çağrıları yapıyorlar. İran’daki despotik dini rejimde herhangi bir seçim yapmanın pek de bir anlamı yok çünkü tüm adaylar rejim tarafından belirleniyorlar. İran rejimi uzun zamandır meşruiyet krizi yaşıyor ve seçimler bu krizi değiştirebilecek nitelikte olmadığı gibi, katılımın düşük olması halinde bu meşruiyet krizi körüklenecektir."

mahsa-amini

Jina Mahsa Amini ardından gelen eylemler sandığa yansıyacak

16 Eylül 2022'de Jina Mahsa Amini'nin ahlak polisi tarafından katledilmesi üzerine başlayan eylemler silsilesinin seçimlere de yansıyacağını belirten Porgham, süreci şu şekilde değerlendirdi: "Mahsa Amini protestolarından sonra İran’da başını kadınların çektiği büyük bir direniş ve protesto silsilesi yaşandı. Derin bir muhalif akım yükseldi, rejimden kopuşlar oldu ve psikolojik korku eşiği aşıldı. Bu durumun seçimlere yansımaması düşünülemez, mutlaka katılımın düşmesine sebep olacaktır." Ancak İran'daki kadıların da homojen bir yapı olmadığının altını çizen Porgham, kadınlar arasında da seçimlere katılımın olabileceğini söyledi.

Iran Secimleri 3

44 yıllık rejimi yıkmak kolay değil

İran'ın 2009 seçimleri ardından gelen eylemler silsilesinin bu seçimlerden sonra da tekrar etme olasılığının olup olmadığını sorduğumuz Porgham, İran toplumunun zaten sürekli bir eylem ve protesto akımı içinde olduğunu ancak bu seçim sonucunda, o dönemki dinamiklerden farklı bir dinamik içinde olunmasından dolayı böyle bir durumun beklenmediğini vurguladı. İran rejiminin hala kimi kesimler tarafından farklı saiklerle desteklendiğini hatırlatan Porgham, toplumsal mühendislikle üretilmiş olan 44 yıllık bir rejimi yıkmanın kolay olmadığını belirterek, "İran’da halk kitlelerini topyekun sürükleyebilecek muhalefet liderliği bulunmuyor. İran’da tüm sistemi felç edebilecek ve farklı sektörlerde hayatı kilitleyecek düzeyde eylem, protesto ve grevler yeteri düzeyde yaşanmıyor ve büyük bir örgütlenme sorunu var. Bu gibi sorunlar çözülmeden İran halkının molla rejiminden kurtulabilmesi kolay gözükmüyor" değerlendirmesinde bulundu.

Editör: Ali Abbas Yılmaz