SUR AJANS- Milyonlarca seçmen 31 gün sonra yerel yöneticileri belirlemek için sandık başına gidecek. İktidarından muhalefetine tüm kesimler büyükşehir belediyelerinin sonuçlarını odaklandı. İstanbul, Ankara ve Antalya gibi kentlerde dengeler sürekli değişirken, Kürt siyasetinin kaleleri olarak görülen Diyarbakır, Mardin ve Van'da sonuçlarda herhangi bir değişiklik beklenmiyor. Geçmiş seçimlerde söz konusu 3 belediyeyi de kazanan partilerin geleneğinden gelen Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi'nin (DEM Parti), bu seçimlerde buraları almasına kesin gözüyle bakılıyor. 

Diyarbakır, geçmişten bugüne siyaset arenasında önemli bir yere sahip oldu. Özellikle seçim dönemlerinde Kürt seçmenleri yanına çekmek isteyen partilerin ilk durağı oldu. Birçok siyasetçi, gerek Kürt sorununun çözümünde gerekse ülkenin demokratikleşmesinde Diyarbakır’a işaret etti. Politik açıdan özne bir noktada duran ve binlerce yıllık tarihi bir geçmişe sahip Diyarbakır’da, DEM Parti adaylarını halk oylamasıyla belirledi: Serra Bucak ve Doğan Hatun. 

DEM Parti Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi eşbaşkanları Serra Bucak ve Doğan Hatun, 8 yıllık kayyım tahribatları, önceleyecekleri projeler, altyapı ve üstyapı sorunları, ulaşım sorunu, deprem, işsizlik, çiftçiler, sermayedarlarla kurulacak ilişki, personel politikası, gençlik, kadın, çocuk, Kürtçe ve Sur'daki yeni yapılaşma üzerine MA’nın sorularını yanıtladı.

‘Acıların, direnişin, umudun olduğu zor bir kent’

-Kürt özgürlük mücadelesinde sembol kentlerin başında gelen ve birçok siyasetçinin "demokrasinin yolu buradan geçer" dediği Amed'den aday gösterildiniz. Sizin için ne anlam ifade ediyor?

Serra Bucak: Bunun cevabı çok kolay değil. Amed gibi bir kentin eşbaşkan adayı olmak pek çok duyguyu, düşünceyi ve sorumluluğu içerisinde barındırıyor. Amed, kadim ve tarihi bir kent. Mezopotamya’nın kalbi. Aynı zamanda direngen ve politik bir kent. Halkı politik, eylemleri politik, sözü politik. Ben Amed doğumluyum ama burada büyümedim. Çok sonra buraya yerleştim. Çocukluğumun ve özlemimin kenti. Büyük sorumluluklar yükleyen bir kent. Acıların, direnişin, umudun olduğu bir kent. Zor bir görev, sorumluluğu ağır. Ama umutluyum. Yolumuzun uzun ve meşakkatli olacağını biliyoruz. Ama yılmayacağız, halkımızla birlikte bu yolda doğru bir şekilde yürüyeceğiz. Herkese umut olsun bu 31 Mart seçimleri.

Zor bir görev, sorumluluğu ağır. Nereye aday olduğumuzun bilincindeyiz. Yılmadan, halkımızla birlikte bu yolda doğru bir şekilde yürüyeceğiz.

‘Tam bitti denildiği her şeyin bir anda yeşerdiği yerdir Amed’

Doğan Hatun: Amed’i yaşamak lazım. Kürt siyasi hareketinin sembol kentlerinden bir yeri. Türkiye'nin, dünyanın ve Ortadoğu'nun sürekli gözünde olduğu, konuşulan her bir cümlenin dünyaya yayıldığı bir kent. Bunun bilincindeyiz. Aynı zamanda siyasetimizin de merkezi. Amed'in bir sözü, eylemi ve davranışı kendisiyle birlikte bir bütüne yansıyabiliyor. Hem olumlu hem de negatif açıdan. Onlarca medeniyete beşiklik etmiş bir kent. Hemen yanı başımızdaki surların direngenliği, aynı zamanda toplumun direngenliğine de ortaklık ve şahitlik etmiş. Toplum da buna şahitlik etmiş. Aynı zamanda umut kenti. Tam bitti denildiği her şeyin bir anda yeşerdiği yerdir Amed.

Biz nereye aday olduğumuzun bilincindeyiz. Bunca zulme, bu kadar yoksulluğa ve acıya rağmen hala mutluluğun had safhada olduğu bir kent. Bunu kendi içerisinde bir tohum gibi ekip yetiştirebilecek bir kent. Tam da bu yüzden bu tohumlara su vermeye, yeniden yeşertmeye aday olduk.

‘Meclis toplantılarını halka açık yapacağız’

-Siyaseten üzerinden konuşulacak birçok konu var ancak kent sakinleri hem sizi hem de hedeflerinizi merak ediyor. Öncelikle karar alma ve denetim süreciyle başlayalım. Nasıl bir yol ve yöntem belirlediniz?

Serra Bucak: Aslında mahalle meclisleri, köy meclisleri... İsimleri farklı da olsa Kürt siyasetinin, yerel yönetimler, çoğulculuk ve beraber yönetme tecrübesi derin. Bu deneyimleri hep birlikte yaşadık. Bu toplumun bir hafızası var. Kendi emeğiyle ördüğü yerel yönetim, politik hafızası var. Mahalle ve köy meclislerimizi kurabileceğimiz, kadın meclislerimizi aktif edebileceğimiz, gençlik, çocuk, engelli, meslek odaları ve rûsipiler... herkesin sözünü kurduğu bir meclis yapısıyla şehri yöneteceğiz. Daha önce Yerel Gündem 21 vardı. Şimdi Türkiye’nin farklı killerinde kent konseyi adı altında meclis açığa çıkıyor. Diyarbakır açısından en uygun şekli nasılsa doğrudan katılımcılığı muhakkak yerinde getireceğiz. Çünkü gücümüzü buradan alıyoruz.

Herkesin sözünü söylediği bir mekanizmayı açığa çıkaracağız. Halka açık kapı günleri yapacağız. Halk toplantıları yapacağız. Kararlar için sandık kuracağız, halka soracağız.

Demokrasiyi eğer yerelden inşa edeceksek: herkesin sözünü söylediği, herkesin 'bu projeden razıyım' dediği, hesap sorabildiği bir mekanizmayı açığa çıkaracağız. Halka açık kapı günleri yapacağız. Belediye kapısını açıp, birlikte toplantılar yapacağız.

Çoğu zaman biz belediye içerisinde olmayacağız. Bürokrat ve danışma arkadaşlarımıza işleri bırakacağız. Bizim halkın içerisinde olmamız gerekiyor. Halk toplantıları yapacağız. Muhtarlarla bir araya geleceğiz. Toplumun farklı kesimleriyle bir araya geleceğiz.  

Meclis toplantılarını halka açık yapacağız. Şehirle ilgili karar aldığımızda; mesela biz kent meydanları, kadın kent meydanlarımız olsun istiyoruz. Kütüphanelerimiz olsun istiyoruz. Bunların lokasyonlarından tutalım, ihtiyaç alanlarına kadar adeta referandum yapacağız. Sandıklar kuracağız, gidip soracağız. Bunları işletmeden bir yerel demokrasiden ve özgür kentlerden bahsedemeyiz.

‘Yoksullukla mücadele birinci öncelik’

Doğan Hatun: Son 8 yılı kayyım yönetti. Bizim yerel yönetimlerimizin kurduğu mekanizmaları intikam alır şekilde yok ettiler. Dil mi desen, kültür mü desen, sanat mı desen... Bunları eş güdümlü başlatmak gerekir. Moral ve motivasyon için, kentin dili, kültürü ve sanatı için, çalışmalara bir festivalle de başlayabiliriz. Bunu düşünüyoruz. Hangi parametrenin hesabını yaparsak, bu ilk olmalı, bu ilk olmalı diyoruz. Ancak baktığımızda hepsi ilk olması gereken şeyler. Ama bu kenti en elzem durumu; dilinin değişmesi gerekiyor. Kürtçe neredeyse pazarda kullanılmayacak seviyelere geldi. Bu kültürümüzü de zayıflatıyor. Bu zayıflama beraberinde yozlaşmayı da getiriyor. Kentin kanayan ciddi bir yarası var. Uyuşturucu ve fuhuş gibi durumlar. İlk mücadele ağları buralardan başlamalı. Çünkü çürüyen bir topluma evrilten bir start verilmiş sistem tarafından. Buna engel olmak gerekiyor. Bir kamplaşma ve çeteleşme süreçleri var.

Yoksulluk da birinci öncelik mücadele edilmesi gereken noktalardan. Doğduğun yer aynı zamanda doyduğun yer olmalı. Göç etme ciddi bir mesele. Okuyan nesillerin kentleri terk etmesi geleceğimizi karartan bir boyuttadır. Gençlere dönük kampanya yapacağız.

Bütün ilçelerde halkın birinci öncelik önümüzde koyduğu şeyler var. 17 ilçenin dosyasını oluşturduk. Onların bize aktardığı şeyler var. Onlar içerisinde öncelik şeyler varsa onlara da öncelik vereceğiz.

Altyapı ve üstyapının birbiriyle eşzamanlı bir mantıkla yapılması gerekiyor’

-Kentin altyapı ve üstyapı sistemlerinde nasıl bir eksiklik görüyorsunuz ve nasıl çözüm olacaksınız?

Serra Bucak: Kent büyüyor. Bu büyümeyle birlikte altyapı ve üstyapının koordineli yürütülmesi ve çalışılması lazım. Ancak gördüğümüz o ki alt yapı ve üstyapı beraber uygulanamıyor. Aksaklıklar var. Son yıllarda yaşanan iklim değişiklikleri ve beraberinde getirdiği doğa felaketleri bunu bize net gösteriyor. Altyapı ve üstyapının birbiriyle eşzamanlı bir mantıkla yapılması gerekiyor. Bizim altyapı olarak tariflediğimiz şey hem fiziki hem de sosyal altyapı diyeceğimiz şeyler var. Fiziki altyapı: kanalizasyon, yağmur suları, internet kabloları, doğalgaz boru hatları.

Sosyal altyapı dediğimiz şeyler var; eğitim, sağlık, dini hizmetler ve yeşil alanları barındırıyor. Özellikle kırsal bölgelerde kanalizasyon sorunları var. Büyük merkez ilçelerde su taşkınları oluyor. Bu da ciddi bir altyapı sorunumuzun olduğunu gösteriyor. Yine Çarıklı ve Bağıvar büyük mahallelerinden bazıları. Çarıklı önemli bir yer. Kentin yüzü diyebileceğimiz bir yer. Kanalizasyon sorunları burada var. Bunlara bir an önce çözüm geliştirmemiz gerekiyor. Kentin büyüme ve genişleme meselesine dair yeniden bir etüt çalışması yapmamız ve güncellememiz gerekiyor.

‘Doğamızı tahrip edecek hangi uygulama varsa karşı çıkacağız’

-Deprem gibi doğal afetler, baraj ve kum ocakları gibi ekosisteme zarar veren projeler hakkında ne düşünüyorsunuz?

Doğan Hatun: Doğal afetler doğanın kendini yenileme sürecidir. Bilimi ve tekniği esas alan devletler, deprem konusunu tüketmişler. Japonya'da bırakın evlerin yıkılması, camlar bile kırılmıyor. Neden? Doğayla birlikte yaşamı, doğayla mücadele noktasına getirmiyor. Bilim ve tekniği esas alan, barınma ihtiyaçlarını ve sosyal donatı alanlarını bunlar üzerine tasarlayan her kent kendisiyle birlikte depreme de hazırlıklı bir kenttir.

Toplumu bertaraf edip, icra köşelerde yeni gettolar oluşturma gibi işlerde yer olmayacağız. Bunu yapan herhangi bir devlet kurumunun da karşısında olacağız.

Artık ciddi bir musibet de (6 Şubat depremi) var önümüzde. Kentlerin dönüşümü noktasında; sağlıksız yapıların bir kontrolden geçmesi ve ihtiyaç duyulması noktasında dönüşüm ve yenilenme sağlıklaştırması yapılmalı. Ama halkın orada kalabileceği, kültürü ve dokuyu bozmayacak bir şekilde kentlerimizi yenileyebiliriz. Ama orada yaşayan toplumu bertaraf edip, icra köşelerde yeni gettolar oluşturma gibi işlerde yer olmayacağız. Bunu yapan herhangi bir devlet kurumunun da karşısında olacağız. Biz halkımızın kendi tarihiyle, kültürüyle, dokusuyla, komşusuyla yaşayabileceği en sağlıklı yaşam koşuşları neyse bunları önceleyeceğiz.

Kum ocakları; Dicle barajından Silvan köprüsüne kadar kısımlarda sayısı 30’u geçen kum ocakları var. Kendi maden kanunu bile esas almayan bir devlet sistemi var. Bu da kendisiyle bir talan politikasıyla kumu çekme süreci var. Bataklıklar oluşturma, sazlıklara neden olma, sivrisineklerin üremesi... Buralar şehir merkezine yakın yerler. Buna karşı mücadele edeceğiz.

Doğamızı tahrip edecek hangi uygulama varsa, proje eğer doğayı ve orada yaşayan insanları esas almıyorsa buna karşı çıkacağız.

‘Kentin imar planını bozacak imar çalışmasının içerisinde belediyemiz olmayacak’

-Betona dayalı ve eşitsizliklere yol açan “kentsel dönüşüm” projelerinize partinizin karşı durduğu biliniyor. Ancak son depremde de ortaya çıktı ki depreme dayanıklı olmayan birçok yapı bulunuyor. Nasıl bir imar planı hedefiniz var?

Serra Bucak: Kentte ranta yol açacak, bir takım sermayedarların kalkınmasına yol açacak ve onlar için kentin imar planını bozacak imar çalışmasının içerisinde belediyemiz olmayacak. Her zaman karşısında durdu. Kentin imar planına müdahale ederken, doğaya ve içerisinde yaşayan halka zarar vermeden ve sürdürülebilir bir yaşamı hedefleyen bir hedefimiz olacak. Kentsel Dönüşüm derken bir takım insanların zenginleştiği ve yoksul halkın yerinden edildiği, Sûr gibi ömrünü ve çocukluğunu burada geçiren insanların sürgün edildiği hiçbir projeye izin vermeyeceğiz.

Kentte ranta yol açacak, bir takım sermayedarların kalkınmasına yol açacak ve onlar için kentin imar planını bozacak imar çalışmasının içerisinde belediyemiz olmayacak.

İmar planlarında bu tür değişiklik yapmak isteyenlerin karşısında duracağız. Sosyal konutlara ihtiyacımız var. Binlerce apartman boşaltıldı. Deprem sonrası kentimiz enkaz şehir haline geldi. Ciddi bir barınma sorunu var. Bunları gözeten, ekolojiye duyarlı, kent insanının kimliğine duyarlı bir çalışma yapacağız. Buna uygun konutlarla, pahalı olmayan ve komşuluk ilişkileri geliştiren, doğayla bağını ve sokakla bağını koparmayan bir anlaşımız olmalı. Rantçı olmayan, halkçı olan bir noktada olacağız.

‘Kooperatifleşme, köylere kadar komünleşme süreçleri…’

-Kentin yoksulluk, işsizlik ve hayat pahalılığına dair neler yapmayı planlıyorsunuz?

Doğan Hatun: Dünyanın neresine gidersek gidelim üretim yapabiliyorsan kazanç da elde etmelisin. Ancak bizim kentlerde üretimi yapanlar en yoksul halka dönüştü. Hem üreticiyi canlandıracak, üretimin topluma gelme sürecinde aracıların devre dışı bırakacak ve halkın kendi pazarını kurmasını sağlayacak politikalar, yerel ekonomiyi de canlandıracaktır. Fırsatçı kesimlerin aradan çıkması bir kıvılcımdır. Bu kıvılcım kendisiyle birlikte ciddi bir rahatlatma da getirecektir.

Dezavantajlı durumda olup, çalışamayacak durumda olan halkımıza onbinlerce insana yardım ediliyordu. Bu bir reklam aracı olmaz. Bizim felsefemiz bir elin verdiğini diğer elin duymayacağı şekilde... Bu kampanya devam edecek. Binlerce yoksul halkımızı yalnız bırakmayacağız. Sistemin onları açlıkla terbiye etmesine izin vermeyeceğiz. Kooperatifleşme, köylere kadar komünleşme süreçleri vardı. Yarım kaldı demeyelim, bu bir felsefedir. Bunu yeniden yaratabiliriz.

Bu süreçlerde doğabilecek zararları da belediye karşılayabilir. Toplumsal ekonominin yeniden güçlendirilmesi, halın kendine yeter bir noktaya getirmesi noktasında ısrarcıyız.

‘Köy ve kır kent dengesini gözetmeliyiz’

-İşsizlik ve yoksulluk en çok köylerde yaşanıyor. Büyükşehrin kırsal mahallelerle ilişkisi nasıl olacak? Daha önce köy dernekleri açma gibi tartışmalar da vardı?

 Serra Bucak: Köye dair sorunlar ve talepleri iletebilecek köy meclislerini aktif kılmalıyız. Köyler çok mağdur edildi. Hem altyapı meselelerinde hem sosyal çalışmalar hem de istihdam noktasında mağdur edildi. Yine köylerde kalmak isteyen, ancak istihdam bulamayan gençler var. Bütün bunlara çözüm bulmalıyız. Köy ve kır kent dengesini gözetmeliyiz. Kentlerimiz köylerden göç alıyor. Kentlerinden köye yerleşmek, üretime dahil olmak isteyenler var. Bunun için bölgemiz en elverişli bölgelerden birisi. Ekoloji kadın kooperatifleri kurmak istiyoruz. Bunu kentlerle sınırlı tutmak değil, köylerimizi de yaşanabilir kılarak oluşturabiliriz.

‘Gençlere toprak olacağız, onlar fidan ve hep birlikte yeşereceğiz’

-Gençlerin talepleri, beklentileri ve eğitim haklarına dair ajandanızda ne var?

Doğan Hatun: Bu dönem bütün çalışmalarımıza gençlik öncülük etsin. En çok gençlerimiz mağdur. İşsiz, istihdam sorunu yaşayan, kenti terk eden, göç eden, burada kendine yaşam alanı bulmayan gençler var. Bu bir sistem politikası. Bununla mücadele etmenin birinci adımı da gençlere yapacağımız bütün çalışmada aktif rol vermektir. Elbette gençlerin birçok ihtiyacı var. Sosyal yaşam alanları zayıf. Uyuşturucu ve fuhuşa çeken bir sistem gerçekliği var. Bunu bilinç olarak gençlere yerleştirmek gerekir. Geleceğin inşasının ancak ve ancak gençlerle olabileceğini bilen bir partiyiz. 40 yıllık mücadelenin en temel nüvesi gençliktir. O yüzden bu kadar topluma bu kadar ulaşmışız. O yüzden gençliğin istihdam sorunu en önemli sorunudur. Bütün arayışlarımız, çabalarımız tamamıyla gençleri düşünmemizle alakalıdır. Şu sloganı yaygınlaştıracağız; biz gençlere toprak olacağız, onlar fidan ve hep birlikte yeşereceğiz. Biz toprak, onlar fidan olacak. Yağan her yağmur yeniden bir inşa sürecini başlatacak.

Çalışmalarımıza gençlik öncülük etsin. Projenizi çıkarın gelin. En çok gençlerle çalışacağız. Biz toprak, onlar fidan olacak. Yağan her yağmur yeniden inşa sürecini başlatacak.

Sadece gençlerin olabileceği bir planlama çıkarmaya çalışıyoruz. Projenizi çıkarın gelin. Gençler süreci daha iyi okuyorlar. Bu konudaki bütün projeleri alacağız. Gencin kendini rahat ve özgür düşünebileceği bir yaşam alanı bırakılmamış maalesef. Gençlik merkezlerimiz tarikatlara ve cemaatlere devredilmiş. Bu da kendisiyle birlikte psikoloji bir buhran, sonra aile çatışması ve kaçma sürecini beraberinde getiriyor. Bazen batı illeri olur, bazen de Avrupa'ya göç şeklinde oluyor. Gençlerin eğitim ihtiyaçları, eğitim destek evleri, etüt merkezleri en önemli meselemiz. En çok gençlerle çalışacağız. Bu toplumu geleceği sizlersiniz.

‘Çocuk köyleri kurabiliriz’

-Çocuklar... Bu kentin çocukları için hedefleriniz neler?

Serra Bucak: Amed bir çocuk kenti. Çocuk nüfusu çok yüksek. Eğitim destek evi -isimleri değişebilir- benzeri projelerimizi, çocuk merkezlerimizi, çok amaçlı toplum merkezlerini hayata geçireceğiz. Sağlık önemli bir alan: Çocuk diş alanı bizim için öncelikli. Belediye bünyesinde bir çocuk diş hizmeti veren bir bölüm kurmak anlamlı olacaktır. Çocuklar için aktivite alanları geliştirmemiz lazım. Dar gelirli ailelerimizin kendileri tatil yapma imkanları yok. Geliri olan ailelerimizin de çocuklarını hafta sonları AVM'lerin dışında bir yere götürme imkanları gitgide azaldı.

Çocuk diş hizmeti veren bölüm kuracağız. Çocuk köyleri kurabiliriz. Çocuklar için bilim ve teknik müzesi de çok heyecan uyandıran bir proje olabilir. Kantin ve beslenme desteği vereceğiz.

Diyarbakır’daki Millet Bahçesi bakıma hasret kaldı Diyarbakır’daki Millet Bahçesi bakıma hasret kaldı

Bu şehir yürüyüş, doğa aktiviteleri ve benzeri etkinliklerin yapılabileceği bir kent. Bunları buluşturabileceğimiz çocuk köyleri kurabiliriz. Çocuklarla barışı tartışabileceğimiz köyler kurabiliriz. Bunun çalışmasını yürütenler arkadaşlarımız var. Çocukların ekolojiyle bütünleştiği, kendini tanıdığı, toprakla bütünleştiği çocuk köyleri. Çocuk kampları, yazın kamp alanlarına götürmek... Bu çalışmalara da ağırlık vereceğiz. Çocuklar için müzemiz yok. Çocuklar için bilim ve teknik müzesi çok heyecan uyandıran bir proje olabilir. Bunu düşünebiliriz.

Beslenme; çocuklarımızın büyük bir bölümü doğru dürüst kahvaltı yapamadan okula gönderiliyor. Çocuklara kantin ve beslenme desteği sunmalıyız. Çocuklara dair belediye yönetim şemamızda bir daire başkanlığımız yok. Sosyal hizmetlerin altında Çocuk Şube Müdürlüğü var. Yapabilirsek ya Çocuk Daire Başkanlığı ya da Çocuk Hakları Akademisi kuracağız. Amed'i, Sur diplerinde çocuk festivallerinin olduğu, atölyelerin ve şenliklerin olduğu bir çocuk kentine dönüştüreceğiz.

‘Çiftçinin kendi pazarının sözcüsü olmasını sağlayacağız’

-Çiftçiler ekonomik krizle boğuşuyor. Yine pahalı elektrik, su ve yakıttan şikayetçiler. Çiftçilerin beklentilerine dair neler söylersiniz?

Doğan Hatun: Belki de Amed kadar suyu ve toprağı zengin olan bir kent yoktur. Amed'in suyu da toprağı da en zengin kentlerden birisi. O yüzden binlerce yıldır yaşam kesintisiz devam ediyor. Binlerce medeniyet bu yüzden bu kentte yaşıyor. Binlerce yıldır bu toprağın üretimi hiç bitmedi ve zengin kaldı. Yalnız ülkenin tarım politikaları, çiftçiyi destekleyecek noktada olmadığı için çiftçi yalnızlığa terk edilmiş bir noktada. Yakıt, su, elektrik...

Kentimizin bazı hakim tepeleri yoğun rüzgar alıyor. Analizler yapıp rüzgar enerji sistemleri kurulabilir. Teknik uzmanlar eşliğinde olmak zorunda. Bir rüzgarın hangi zaman diliminde ne ölçüde geldiği tespit etmek gerekir. Kentimiz güneş enerji sitemlerine belki de Türkiye'de en uygun yerdir.

Çiftçin, bir pazar ve tekel sorunu var. Bu sene Devlet Mahsuller Ofisi'nin çiftçileri nasıl mağdur ettiğini gördük. Ürünü almama, sonra muhtaç edip ucuza alma durumu oldu. Orada da bir rant alanı var. İmkan olursa tarımla ilgilenen kurum ve kuruluşlar var. Bir konsey kuruldu. Tarım Konseyi. Ciddi bir tecrübe var. O tecrübeleri hızlı pratiğe dökecek bir araç olabiliriz. Ama asla onları kendi kaderlerine terk etmeyeceğiz. En önemli olan şey pazar oluşturmaktır. Bu pazarı oluşturup, çiftçinin kendi pazarının sözcüsü olmasını sağlayacağız.

‘Toplu taşımayı konforlu, erişilebilir, ucuz ve ekolojik yapmalıyız’

-Kenttin ulaşım ve iletişim ağlarına dair neler yapacaksınız?

Serra Bucak: Amed büyük bir kent. Böyle bir kentte imar planlarının ulaşım planıyla eş güdümlü gitmesi gerekiyor. Trafik gibi bir çilenin olmaması için bizim güncel ulaşım etüdüne ihtiyaç var. Bir başka sorun ekolojik yaşama duyarlı ulaşım planımızın olması lazım. Ekolojiden ve kent sağlığından bağımsız düşünemeyiz ulaşım sorununu. Özel araçlar karşımıza çıkıyor.

Toplu taşımayı hem konforlu hem erişilebilir hem ucuz hem de ekolojik yapabilelim ki insanlar özel araçlar yerine onu tercih etsin. Yayaların kentte yürüyebileceği sürdürülebilir yerler üretmeliyiz. Yürümek ve bisiklet şehrimiz için uygun yöntemler. Sürdürülebilir, kesilmeyen yaya ve bisiklet yolları üretmeliyiz.

Toplu taşımayı konforlu, erişilebilir, ucuz ve ekolojik yapmalıyız. Bu kentin demiryoluna ihtiyacı var. Araç trafiğine kapalı alanların sayısını arttırmalıyız. Daha çok yaya, daha az araç olmalı.

Bu kentin demiryoluna ihtiyacı var. Hafif raylı sistemi mi olur günceller miyiz bilmiyorum. Şehir bu haliyle buna ihtiyaç duyuyor. Bunun için kaynak bulacağız. Metrobüs için de fikir tartışması yürüteceğiz. İlgili kurullar, bu alandaki meslek odaları, daire başkanlıklarıyla metrobüs bir alternatifse bunu da yapabiliriz. Daha yaşanabilir bir kent için ekolojiyi unutmamalıyız.

Toplu taşımaların sayısını arttırmalıyız. Kenti büyütüyorsunuz uzak yerine konut götürüyorsunuz ama otobüs yok. El birliğiyle bütünsel ele almalıyız. Konforlu, erişilebilir, ucuz yapmak toplu taşımayı cazip kılacaktır. Aynı zamanda özel araçların ve transfer araçlarının şehir içi trafiğinde olmaması lazım. Özellikler Sur ve Ofis'te şehrin belli alanlarında trafiğe kapatılacak sokak ve caddelerin sayısını arttırmalıyız. Daha çok yaya, daha az araç meselesine kafa yormalıyız.

‘İlk etapta ihtar çekeceğiz’

-Kayyımların devrettiği, sattığı veya yandaşa peşkeş çektiği kamusal alanlara dair nasıl bir yol izleyeceksiniz?

Doğan Hatun: Uzun yıllardır kayyım izleme kurullarımız var. Sivil toplum örgütlerinin de var. Şunu bilmeleri gerekiyor; belediyenin bütün kurum ve kuruluşları bu halkındır. Halka gelen bütçeyle yapılan yerlerdir. Gelişigüzel bir yerlere peşkeş çekilemez. O kurum kuruluşun da bir bütçesi var. Milli Eğitim Müdürlüğü emniyete ya da emniyet Milli Eğitim Müdürlüğü'ne bir şey devrediyor mu? Hangi kentte böyle bir iletişim var. Yasal süreçlerini öğreneceğiz. İlk etapta ihtar çekeceğiz. Bunlar olmazsa mahkemeye başvuracağız. Mahkeme kararı nasıl sonuçlar bilmiyoruz. Ama en son gün de olsa onlar bu halkın hizmetine geri dönecek.

‘Emeğin ve emekçinin yanındayız’

-Belediye çalışanlarının da gözü sizde, personel politikalarında nasıl bir yol izleyeceksiniz?

Serra Bucak: Emekçiler meselesi, belediye çalışanları meselesi önemli. Sistem tarafından çok oynanılmış bir mesele. Biraz sistemin böl-parçalı-yönet üzerinden yürütülmüş bir şey. Çok boyutları var. Yani biz gelip personel kıyımı tabi ki yapmayacağız. Emeğin ve emekçinin yanındayız. Belediye çalışanlarıyla bir alıp veremediğimiz yok. Ancak kayyımla doğrudan çalışmış, sağ kolu olmuş, sol kolu olmuş, bu kentin zararına olan bütün politikalara imza koymuş personelle çalışmamız mümkün değil.

Belediye çalışanlarıyla bir alıp veremediğimiz yok. Ancak kayyımın sağ kolu olmuş, bu kentin zararına olan bütün politikalara imza koymuş personelle çalışmamız mümkün değil.

Onlarla kendi yerel yönetim inşamızı, demokratik yerel yönetim anlayışımızı konuşamayız. Onlara karşı herhangi bir yıldırma veya kovma siyaseti gütmeyeceğiz. Ancak kendi yollarını çizmelerini bekliyoruz. Biz bir daha kayyım atanmayacağını düşünüyoruz. Kayyım siyasetinin çöktüğünü düşünüyoruz.

Bir beklenti var; KHK ile işlerinden atılmış emekçi arkadaşlarımızı durumu için yapabileceğimiz çok bir şey yok. Çünkü yargıya intikal etti. Bir biçimiyle hakkını kazanmış, mahkemeyle geri alınmış, işe geri alınmayı bekleyen bir takım arkadaşlar var. Onlar için de, onların yarına olacak her türlü imkanı zorlayacağız.

‘Yandaş, rantçı kimseye bir proje ürettirmeyeceğiz’

-Kentin sermayedarları da ihale alamamaktan ve kayyımlarla iş yapamamaktan şikayet ediyordu. Sermaye sınıfıyla nasıl bir ilişki kurmayı düşünüyorsunuz?

Doğan Hatun: Kayyım, belediyenin çıkarttığı her ihaleyi bu kentte olamayanlara verdi. Bu kentin kaynaklarını, başka kentte yaşayan insanlara peşkeş çekti. Sakarya, Kocaeli... Bir yolu bile bu kente yaşayan bir insana vermedi. Bunun tanımı sermayedarlara ihale vermek olarak algılanmasın. Bu kentin bütün kaynaklarını bir bütünü bu halka harcayacağız. Ama bir ihale durumunda bu kentli olana vereceğiz. Bu bizim kırmızı çizgimizdir.

İhaleler kentli olana verilecek. Yandaş, rantçı kimseye bir proje ürettirmeyeceğiz. Bütün projelerimiz bu halkın çıkarları için olacak, yoksullar, gençler, çocuklar, kadınlar için olacak. 

Ben bu kente yatırım olarak gelebilecek şeylerin çok sermayedarların eliyle değil de biraz da toplumun yoksul kesimleriyle, belki de kooperatiflerle yapılabileceğini düşünüyorum. Karar mekanizması; yerel yönetim politikamızla birlikte hareket edeceğiz. Ancak yandaş, rantçı kimseye bir proje ürettirmeyeceğiz. Bütün projelerimiz bu halkın çıkarları için olacak, yoksullar, gençler, çocuklar, kadınlar, kültür sanat etkinlikleri için olacak.

‘5 Nolu Cezaevi'nin bir utanç müzesine dönüşmesi için çalışmalarımız olacak’

-En önemli soruları en sona bıraktık; sosyal, kültürel dönüşüm ve asimilasyon politikalarına dair neler yapacaksınız?

Serra Bucak: Kültürel dönüşüm ve asimilasyon politikası son 10 yıla damgasını vurdu. Kendi dilimiz, kültürümüz, toprağımız üzerinden yürütülen bir asimilasyon politikası var. Sûr'u hafızasızlaştırmaya çalışan, caddelerin, sokakların ve dokusunu ortadan kaldıran bir hafızasızlık bize dayatıldı. Ciddi tahribatlar yaratıldı. Ancak 8-9 yıldır bu toplumun köklü kurumları da boş durmadı. Çalıştı ve kendi kurumları kurdular. Bizler yeniden seçildiğimizde muhakkak bu alanları daha güçlü inşa etmek zorundayız. Kültür, sanat, dil ve hafıza çalışmalarımız olacak. Hafıza mekanları yapmak istiyoruz.

Bizim 5 Nolu Cezaevi gerçeğimiz var. Burası da bir asimilasyon yeriydi. Kültür ve kimliğin işkence yoluyla unutturulmasının yeriydi. Kürt olmanın unutturulmak istendiği yerdi. Aynı zamanda dirilişin, yeniden halk ve kimlik olarak ayağa kalmanın da yeriydi. 5 Nolu Cezaevi'nin bir utanç müzesine dönüşmesi için çalışmalarımız olacak.

‘Belediyenin içeriğini çift dilli bir sürece evrilteceğiz’

-Kürtçeye dair de beklentiler yüksek…

Doğan Hatun: Bu kentin dili Türkçeleşmiş. Kürtlerin en önemli şehirlerinden bir tanesi ve bu kentte mücadele tarihinin çıkışı dilidir. Kürt halkı kendi dili için 'dilim onurumdur' diyor. Bunu esas alarak, bir bütünen esnafın bu sürece dahil edeceğiz. Dil kurumlarının önerileri ve uzmanlık alanlarına göre pratik şekilde dil için birçok çalışmaya öncülük edeceğiz. Kürtçe bizim için olmazsa olmaz birinci önceliklerimiz arasındadır. Belediyenin içeriğini çift dilli bir sürece evrilteceğiz. Toplumun bütününe yayılacak bir politika üreteceğiz. Darbe sürecinde kurumlar kapatıldı. Bunları yeniden kuracağız. Bütün sistemlerimizi yeniden inşa edeceğiz.

‘Çok dilli Alo Şiddet Hatları olacak’

-Kadına yönelik artan şiddet, eve kapama, toplum dışına iten baskı politikalarına dair karşı hedefiniz nedir?

Serra Bucak: Hem Kürt kadınlarının mücadelesi hem de Türkiye'deki feminist mücadele genel olarak bu iktidarı en çok zorlayan alanlardan bir tanesi. İktidarın da en çok yok etmek istediği alanlardan bir tanesi. Bizim yerel yönetimler anlayışımızda kadın olmazsa, kadın emeği olmazsa, varlığı ve kimliği olmazsa olmaz. Böyle bir yerel yönetimler anlayışı kabul etmiyoruz. Bütçeden tutalım da toplumsal ve sosyal alanlardan her yere kadar kadının varlığını savunuyoruz.

Neler yapacağız: Kadın Politikaları Daire Başkanlığı'nı aktif kılacağız. Bu başkanlıkta müdürlükler vardı. Kadına yönelik istihdam müdürlüklerimiz, kadın ekonomisini geliştirme müdürlüklerimiz, kadına yönelik şiddetle mücadele birimlerimiz ve eğitim birimlerimiz vardı. Bunları aktif kılacağız. Kadına yönelik şiddetle mücadele çok önemli. Çok dilli Alo Şiddet Hatları olacak.

Çok dilli Alo Şiddet Hatları olacak. Kadın Yaşam Evleri olacak. Kadın Hafıza Merkezi projemiz var. Kadın Müzesi inşa edeceğiz. Toplumsal cinsiyet eşitliğine duyarlı bütçeleme yapacağız.

Kadın Yaşam Evleri olacak. Her mahalle her köyde kadın yaşam alanları, kadınların bir arada olduğu, ihtiyaçlarını ve taleplerini dile getirdikleri merkezler olmalı. Özellikle genç kadınlar bunu istiyor.

Kadın Hafıza Merkezi projemiz vardı. Kadın Müzesi, Kadın Tarihi Müzesi... Hem uluslararası alanda hem Kürt kadınların tarihinde çığır açmış kadınların yer aldığı Kadın Müzesi, Kadın Kütüphaneleri ve Kadın Kent Meydanları inşa edeceğiz.

Toplumsal cinsiyet eşitliğine duyarlı bütçeleme yapacağız. Yani belediyenin tüm bütçesinde kadına dair faydası ne kadının bütçesi ne bakacağız. Bir bina yapılacaksa kadının ihtiyaçları bütçe olarak karşımıza çıkacak.

‘Sûr bizim onurumuzdur’

-Benim de yıllardır özel olarak takip ettiğimi bir konu; Sûr'un durumu. Sûr'un her açıdan yapısı değiştirilmek isteniyor. Sûr'a dair özel bir politikanız var mı?

Doğan Hatun: Sûr'u doğru tanımlamadan Sûr'a yapacağınız her politika Sûr'a zarar verir. Sur kesintisiz 12 bin yılık bir medeniyet tarihçesine şahitlik etmiş. Kürtler, Sûr için 'kela berxwedanê (direniş kalesi)" der. Bu kalenin bu topluma miras olarak devrettiği o kadar şey var ki sahip çıkmamak onursuzluktur bizim için. Sûr bizim onurumuzdur.

Sûr bizim onurumuzdur. Direniş kalesine sahip çıkacağız. Ucube yapıların yıkılması için çaba sarf edeceğiz. Rant ve talan için gözü burada olan hiç kimseye peşkeş çekmeyeceğiz. Buraya göz dikenlere karşı barikat öreceğiz.

Biz ne yapacağız; Biz bu direniş kalesine en başta sahip çıkacağız. Biz turizmle yaşamı birlikte üreteceğiz. Bu kentin asli unsuru olmadığı sürece burası ölü bir şehre dönüşür. Bakanlıklar düzeyinde yazışmalarımız olacak. Ucube yapılar kuruldu. Yapılan ucube yapıların yıkılması için çaba sarf edeceğiz. Başarabilirsek toplumsal bir mücadele ağı da kuracağız. Çünkü bu yapılar Sûr'a ait bir yer değil. Restorasyon işinde öncü olacağız. Ama ucube yapıların yıkılması gerekiyor. Hiçbiri halkın ihtiyaçlarına cevap olacak şeyler değil.

Birilerini zengin etmek, bir tarihin üstüne beton dökmek için yaptılar bunları. Sûr halkına net bir şey söylemek istiyoruz; biz bu kentte yaşıyoruz, sizlerle birlikte yaşamaya devam edeceğiz. Bu kentimizin geleceğini hiç kimseye kurban etmeyeceğiz. Rant ve talan için gözü burada olan hiç kimseye peşkeş çekmeyeceğiz. Buraya göz dikenlere karşı da barikat öreceğiz. Kimse bizim değerlerimiz ve kültürümüze rant politikasıyla yaklaşmasın. Kırmızı çizginin ötesinde bir çizgidir bu. Bu konuda radikal de olacağız. Sûr'u bir bütün nüveleriyle ayakta tutmaya çalışacağız.

‘Sur'u yeniden kendi dokusuna kavuşturma iddiamız var’

Amed ve özelde Sûr çok kimlikli ve inançlı bir kent. Farklı inanç ve kimliklerle ilişkileriniz nasıl olacak, nasıl bir araya geleceksiniz, sorunlarına nasıl çözüm olacaksınız, onlara dair "vaatleriniz" neler?

Serra Bucak: Amed çok inançlı ve kültürlü bir kent. Kapsayıcı bir kent. Bölgenin en kapsayıcı illerinden bir tanesi. Herkesin evinde hissettiği bir tanesi. Sûr ve Amed, Ermenilerin, Süryanilerin, Keldanilerin bir dönem sayılarının binlerle ifade edildiği bir kent. Katliam ve sürgünlerle bu çoğulculuk azaldı. 5-10 aile kaldı Ermenilerden. Domlar yaşıyor. Diyarbakır'da Alevi köyleri var. Sayıları azaldı. Sayıları az da olsa bu inançlarla, onların cemaatleriyle, onların burada yaşayan aileleriyle bir arada olacağız. Onlarla birlikte bu çoğulcu ve katılımcı anlayışı büyüteceğiz. Sûr'u yeniden kendi dokusuna kavuşturma iddiamız var. Sûr’la oynamak isteyen zihniyete, buradan doğru rant elde etmek isteyen zihniyete karşı onlarla birlikte bir cevap olacağız. Bir meclis kuracağız. İnanç Meclis ve farklılıklarla ilgili bir meclisimiz olacak. Yeniden Sûr'un bu kültürel yapısını ve inançsal yapısını ayakta tutacak çalışmaları ortak yapacağız.

‘İddiamız büyük’

Kısacası “Amed’i, Amedliler yönetecek. Tüm kesimlerin içerisinde yer aldığı meclisler yönetecek” diyebilir miyiz? 

Serra Bucak: Evet, doğrudur. Amed'i, Amed’in kendisi yönetecek. Halkın yönetiminde olduğu bir şehir istiyoruz. Bu meclislerin çeşitlerini daha fazla ortaya koyabiliyoruz. İddiamız büyük. Bu meclisler Amed'i belirleyecek, yerel yönetimlerin politikalarını belirleyecek. Bu kentin demokrasi ve kültürel özelliklerini açığa çıkaracak. Kürt sorunun çözümü buradan geçecek dedik. Demokrasinin de yolu buradan geçecek dedik. Dolayısıyla bu demokrasinin yolu buradan geçecekse bu kültürel farklılığımızla, bu çeşitliliğimizle, bu kapsayıcılığımızla, bu meclislerle örnek olmalıyız. Amed'i bu çoklu yapı, hep birlikte yönetecek diyebiliriz.

Serra Bucak kimdir?

Eşbaşkan adaylarından Bucak, 1976 yılında Diyarbakır’da dünyaya geldi ve aslen Urfa Siverekli. İstanbul'da büyüdü, ilk, orta ve lise eğitimini İstanbul'da tamamladı. Almanya'nın Köln Üniversitesi'nde ise Alman Dili ve Edebiyatı ile Pedagoji bölümlerinden mezun oldu. 2006-2011 yılları arasında Bağlar Belediyesi Eğitim Destek Evi koordinatörlüğü yaptı, 2014-2016 yılları arasında Diyarbakır Büyükşehir Belediye Eşbaşkan danışmanlığı ve meclis üyeliği görevlerinde bulundu. Bu nedenle kenti yakından tanıyor. 2016-2022 yılları arasında çocuk ve kadın hakları konularında aktif faaliyetlerde bulundu.

Doğan Hatun kimdir?

Bir diğer eşbaşkan adayı Doğan Hatun ise Diyarbakır’ın Kulp ilçesinden. Maden mühendisi olan Doğan, 2016-2023 yılları arasında Maden Mühendisleri Odası Eşbaşkanlığı görevini yürüttü. Hatun, 2018-2022 yılları arasında TMMOB Diyarbakır İl Koordinasyon Kurulu (İKK) Sekreterliği yaptı. Emek ve Demokrasi Platformu dönem sözcülüğünün yanı sıra Diyarbakır Kent Koruma ve Dayanışma Platformu Kurulu'nda aktif görev aldı. 6 Şubat 2023’te Maraş merkezli meydana gelen depremlerde de kurulan kriz masasının sözcüsü olarak çalıştı.

Kaynak: MA