İnsan Hakları Derneği (İHD) Diyarbakır Şubesi ve kayıp yakınları, “Kayıplar bulunsun failler yargılansın” eyleminin 779. haftasını Koşuyolu Parkı Yaşam Hakkı Anıtı önünde gerçekleştirdi.

Eyleme kayıp yakınları, siyasi parti ve sivil toplum örgütü temsilcileri ile hak savunucuları katıldı. Eylemde, gözaltında zorla kaybedilenlerin ve faili meçhul saldırı sonucu katledilenlerin fotoğrafları taşındı. Yine her hafta olduğu gibi çok sayıda çevik kuvvet ve sivil kolluk görevlileri alandaki yerini aldı. Bu hafta, Kızıltepe’de 14 Ocak 1995 tarihinde gözaltında kaybedilen Mehmet Emin Abak’ın failleri soruldu.

‘Vazgeçmiyoruz’

Tutuklu Mızraklı’dan 3+1 daire açıklaması Tutuklu Mızraklı’dan 3+1 daire açıklaması

Eylemde konuşan İHD Doğu ve Güneydoğu Bölge Temsilcisi Mehmet Tahir Saçaklı şunları söyledi: “Burada 779 haftadır kayıplarımızın akıbetini soruyoruz. Kayıplarımızın bulunmasını ve faili meçhul cinayet faillerinin yargılanması ve cezalandırılması talebinde bulunuyoruz. Maalesef yıllar içinde bazı kazanımlar olsa da hala bu hakikatle, geçmişle yüzleşme sağlanmadı. Bu coğrafyada yaşanan suçlar açığa çıkarılmadan barış ortamı sağlanamayacak. Bu yüzden bu eylemimizden vazgeçmiyoruz. Herkes bunu iyi bilmeli, süren savaş ve çatışma ortamı, çözümsüzlük hali, geçmişle yüzleşme sağlanmadan, suçlu ve suçlular cezalandırılmadan sona ermeyecek. Bu yüzden ısrarla anneler, kayıp yakınları ve hak savunucuları ile birçok ilde bu eylemimizi sürdürüyoruz.

İki gün önce Çalışan Gazeteciler Günü’ydü. Bu memlekette hukuk dışı uygulamalar, hakikate de uygulanıyor.  90’lı yıllarda bölgede haber yapan gazeteciler, birçok zorlukla karşılaştı, gözaltına altında kaybedildiler, katledildiler. Bu adaletin, hukukun ve insanlığın ayaklar altına almasıdır. Bütün toplum, sürdürülen hukuk dışı uygulamalardan payını aldı. Bu ülke ve bu toplum bundan yoruldu. Bir huzura ihtiyaç var. Her gün hukuk dışı uygulamalar ve hak ihlallerini duyuyoruz. İktidar artık bunu görmelidir. Toplum çürüyor. Toplumu bir arada tutan şeylerin altı boşalıyor. Herkes bu hakikati görmeli ve buna göre hareket etmeli.

Bir kez daha tüm yetkililere ve dostlarımıza çağrımızı yeniliyoruz; hem kayıplar için hem de bölgede yaşanan suçlara karşı harekete geçilmelidir.”

Mehmet Emin Abak’ın hikayesi

İHD Diyarbakır Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi avukat Ali İhsan Demirtaş ise Mehmet Emin Abak’ın kaybedilme hikayesini paylaştı. Demirtaş, “Mehmet Emin Abak,  Mardin’in Kızıltepe ilçesine bağlı Eroğlu köyünde yaşar. Mardin Kızıltepe arası toplu taşıma şoförlüğü yaparak geçimini sağlar. Olay günü evin ihtiyaçlarını götürmek üzere köye gider. Jandarma tarafından gerçekleştirilen köy baskınında gözaltına alınır. Gözaltına alındıktan 18 yıl sonra cenazesine ulaşılır.

M. Emin Abak’ ın babası Halil Abak o gün yaşananları şöyle anlatıyor;

‘Oğlum Mehmet Emin Abak ile yeğenim Mahmut Abak, Mardin Kızıltepe arası toplu taşıma araçlarının şoförlüğünü yapıyordu. İşlerinden izinli oldukları bir günde Kızıltepe'de iken onlara telefon açtık. Evin ihtiyaçları için un ve yağ istedik.

Aynı gün öğleden sonra saat 14.30 gibi eşyalarla beraber köye geldiler. Saat 15.40 sularında ise dönemin Kızıltepe Jandarma İlçe Komutanı Hasan Atilla Uğur ile Mardin merkezde görevli Üsteğmen Eşref Çakmak ile beraberindeki askerler köye operasyon yaptı. Oğlum Mehmet Emin Abak ile yeğenim Mahmut Abak'ı gözaltına alarak köyde bulunan bir eve götürerek işkence yapmaya başladılar. Bizler işkence çığlıklarını duyduğumuz halde korkudan ses çıkaramadık. Askerler tüm köylüyü çamura yatırarak başımızı ayaklarıyla çamurun içinde eziyordu. Yaşadığımız bu duruma dahi itiraz edemiyorduk. Askerler Yeğenim Mahmut’a çok ağır işkence yaptı, yeğenimin cesedini battaniyeye sarılı olarak çıkardılar. Köye yapılan operasyonun nedenini askerlerden sorduk bize verdikleri cevap "Siz teröristlere ilaç yardımında bulunmuşsunuz" oldu. Rütbelilere tüm köyü arayabileceklerini, herhangi ilaç yardımı yapılmadığını söylememize rağmen, askerler işkenceye devam etti. Askerlerin yaptığı işkencelerde yeğenim Mahmut Abak'ın yaşamını yitirdiğini sonradan öğrendik. Askerler odadan çıktığında Mahmut'u battaniye içinde taşıdılar. Oğlum Mehmet Emin ise iki özel harekâtçının kolunda halsiz bir şekilde götürüldü.

Bir hafta sonra yeğenimin Mahmut'un cenazesini Tilzêrîn köyündeki bir su kuyusunun yüzüne çıktığını gören jandarma, cenazeyi Kızıltepe Devlet Hastanesi'ne getiriyor. Görgü tanıkları yeğenim ile oğlum M. Emin’in aynı kuyuya atıldığını söylüyorlar. Oğlum ile yeğenimin kullandığı aracı, Tilzêrîn köyüne yakın boş bir arazide yakılmış halde bulduk. Yaşanan vahşetten sonra askerler bu sefer malımızdan vazgeçmemizi ve korucu olmamızı istedi. Koruculuk sistemini kabul etmediğimiz için askerler sürekli köye gelip bizleri tehdit etmeye başladılar. Malımızı mülkümüzü köyde bırakarak göç etmek zorunda kaldık. Göç ettikten sonra askerlerin köyü yaktıklarını öğrendik.’

Abak Ailesi, söz konusu zorla kaybedilme vakası ile ilgili resmi makamlara dilekçelerle başvuruda bulunur. Ancak soruşturma makamları tarafından M. Emin ABAK’ın bulunması ve faillerin yargılanması için uzun bir süre etkili bir soruşturma yürütülmez. Mahmut ABAK’ın bulunduğu kuyuya yakın yerde 2013 yılında köydeki kuyularda yapılan kazıda, Mehmet Emin ABAK, Abdurrahman OLCAY ve Abdurrahman COŞKUN’un cenazesine ulaşılır.

Mardin Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 20 Temmuz 2014 tarihinde aralarında M. Emin ABAK ve Mahmut ABAK’ ın öldürülmesi dâhil toplam 22 sivil insanın infaz edilmesinden dolayı 9 sanık hakkında iddianame hazırlanır. Dava, Mardin 2. Ağır Ceza Mahkemesinde açılır. Davanın duruşmasına daha başlamadan Yargıtay 5. Ceza Dairesi tarafından dava, güvenlik gerekçesi ile Ankara’ya nakledilir. Dava Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesinde görülmeye devam eder. 09 Eylül 2019 tarihinde görülen son duruşmada, 1992-1996 yılları arasında 22 kişinin infaz edilmesi veya zorla kaybedilmesinden dolayı yargılanan tüm sanıklar hakkında beraat kararı verilir dosya kapatılır.

Ardından gözaltında kaybettirilen Mehmet Emin Abak ve diğer tüm kayıp ve faili meçhul siyasi cinayetlere kurban gidenler için 1 dakikalık oturma eylemi yapıldı.

Editör: Ali Abbas Yılmaz