Yerel seçim süreci adayların YSK’ya sunulmasının ardından artık seçim büroları açılışı ve saha çalışmaları ile yeni bir evreye girdi.

ysk-secim-oy-kullanma-saat

Bu süreçte adaylar üzerine yazılan çizilen her şey yerini adayların sahada gösterecekleri performansa, hazırlanan projelerin tanıtımına ve halkta bir karşılık bulup bulmayacağına bıraktı.

Tabiri caizse “Ok yaydan çıktı” ve süreç, adayların hedefi tutturup tutturmayacağına kilitlendi. Ancak geride kalan sürecin ne kadar sağlıklı işletildiği, belirlenen adayların nitelikleri ve belirlenme esasları elbette ki, hedefin tutturulmasında önemini her zaman koruyacaktır. Hal böyleyken, aday belirlenme süreçlerinin ne derece sağlıklı yürütüldüğü, belirlenen adayların kitlelerde karşılık bulma şansını da ister istemez önemli oranda etkileyecektir.

Türkiye siyasetinde uzun zamandır, özellikle seçim dönemleri ilkesel duruşların seçimi kazanma hamlelerine kurban edildiği bir süreç olarak işletildi, işletiliyor. Seçim döneminde yapılan ittifaklara ve belirlenen adayların niteliklerine ve aday belirlenme süreçlerine kabaca bile bakıldığında her şeyin ayan beyan ortada olduğu görülüyor.

Artık her şey seçimi kazanma yolunda adeta mubah görülüyor ve ilkesiz birlikler, ittifaklar, aday belirlemede kafa kol ilişkileri, ayak oyunları, güç-nüfuz mücadeleleri, göstermelik taban yoklamaları vs. gırla gidiyor.

İlkelerin bir kenara bırakıldığı, günü birlik hesaplarla sandıktan çıkma hayallerinin kurulduğu bir ortamda siyasetin daha da kirlenmesinden başka bir sonuç üretmeyen seçim süreçlerinde, halkın yıllardır özlemini çektiği sorunlara çözüm sunacak bir yönetsel mekanizmanın ortaya çıkması ne yazık ki mümkün olmuyor.

Seçim süreçleri siyaset tüccarları için makam mevki kapmanın bir yarışına dönüştüğünden beri seçim işleri artık geçim işleri haline gelmiş durumda. Halkın nazarında zaten epeydendir güvenilirliğini yitiren siyaset tüccarlarının hali mecali üzerine çok fazla durmaya da gerek yok. Zaten, yoksul toplum kesimlerinin seçimler sonrasında yaşamlarına olumlu anlamda etki edecek bir gelişme konusunda herhangi bir umut taşımadıkları da artık bir sır değil. Yani artık yıllardır tekrarlanan mizansen aslında halk açısından da siyaset tüccarları açısından da bir yenilik arz etmiyor. Etmiyor, çünkü belirlenen adayların kimler olduğu, nasıl belirlendikleri ve seçildiklerinde ne işlerle meşgul olacakları az çok biliniyor.

Seçim yöntemiyle elde edilen mevki makamlarda geçirilen sürede kimin ne kadar halk için kimin ne kadar kendisi ve yandaş çevresi için çalışıp çabalayacağını görmek için ille de filmi sonuna kadar izlemek gerekmiyor. Bugün oluşan tablo, yarınki gidişata ve sonuçlanacak resme dair bir çerçeve sunuyor.

Bu seçimde de adayları halk mı belirledi? Adaylar yönetme liyakati açısından yeterli mi? Adayların sundukları projelerin toplum yaşamına etkisi ne olacak? Bu sorulara doğru dürüst bir yanıtın alınamadığı bir ortamda yüksek beklentiler içinde olmanın bir anlamı da olmayacaktır.

Artık bir şeyler değişmeli ama bu en başından olmalı ve bütün süreçlerde bu değişim kendini göstermeli. Aday belirlenirken liyakatin gözetilmediği bir sürecin sağlıklı işletilmesi mümkün değil. Seçimi kazanma uğruna ilkelerin bir yana bırakılması kesinlikle yanlış. Taban inisiyatifinin etki etmediği aday belirleme süreçlerinden demokrasi beklemek anlamsız.

Hele ki, belediyecilik gibi aslında siyaset mekanizmasını aşan bir alanda aday belirleme, doğru adayı bulma, aday etrafında nitelikli, yetenekli bir ekip oluşturma meselesi oldubittiye getirilecek bir iş değildir. Bir kentin yönetimi, ihtiyaçlarının belirlenmesi, sorun alanlarına dönük çözümler üretilmesi, toplum yaşamını gün be gün rahatlatacak adımların atılması kolay bir iş değil. Bunun için ince eleyip sık dokumak olmazsa olmazdır. Sadece seçilmeye endeksli bir tarz ile bu iş yürümez. Zaten bugüne kadar toplumsal gelişmeye katkı sunacak, yaşanılabilir kentleri inşa edecek bir anlayışın gelişmemesi bunun böyle olmayacağını gösteriyor.